Kırgızlar, Kırgızistan’ın titüler (esas, ana) halkı dil bakımından Türk lehçelerinin Kırgız-Kıpçak koluna aittir. Türk lehçeleri ise içinde Moğol, Tunguz-Mançu, Kore ve Japon dillerinin de bulunduğu Altay dilleri ailesinin bir alt koludur. Kırgızlar Türk halklarından birisidir. Çok eski zamanlardan beri onlar Kırgız etnonimini taşımaktadırlar. Bu terim ise sadece Türkçe olarak açıklanabilir. Bu terimin açıklanmasında halk ve bilimsel etimolojinin birçok yorumları mevcuttur.Halk yorumlarında “Kırgız” etnonimine ses bakımından birbirine uyan sözcüklere atıfta bulunmakta: “kırk” sayısı ile “kız” sözcüğü arasında bağlantı kurulmaktadır. Varyantların birisinde bu halkın kırk boydan oluştuğu ve soyu kırk kızdan geldiği yönünde rivayetler anlatılmakta: Bunun yanında “kırk” sayısı ile “Oğuz” etnoniminden bahsedilmekte (kırk Oğuzlar boyu, bu boyların birliği), bazı durumlarda ise “kır” kelimesi (Kırgızca’da dağ, dağ yamacı) ve Oğuz etnonimi dağlık, dağlarda yaşayan oğuzlar olarak açıklanıyor.

Birçok şecerede, Ebu’l Gazi Bahadır Han’ın (XVII. asır), Osmonalı Sıdık Uulu’nun şecerelerinde (1875-1940) “Kırgız” kelimesi Oğuz Kağan’ın torununun adı olarak geçmektedir. Halk etimolojisinin örnekleri Çin “Yuan Şi”, yani “Yuan Hanedanı Tarihi” (XIV. yy.’) başlıklı kaynağında kaydedilmiş ve bu kaynağa göre Kırgızların kırk Çin kızı ile Us ovası halkından (Us-Ugus-Oğuz mu?) geldiği anlatılmaktadır. Fergana’lı Seyfettin Aksıkenti’nin verdiği bilgilere göre (XVI. yy.’) Sultan Sancar’ın Doğu Fergana’ya sefer düzenlediğinde kırık Özgönlü Oğuzların Hodcent’e kaçarak (Kuzey Tacikistan) kurtuldukları ve Kırgız halkının bunlardan geldiği ileri sürülmektedir.

Kırgız” adının bilimsel yöntem açısından etimolojik olarak açıklanmasının farkı halk efsane ve rivayetleri ile ilgisi olmamasıdır. Özelliği de şu, “Kırgız” etnonimi dil bilimi ve onomastik yöntemler sayesinde değişik unsurlara ayrılmaktadır. Bazı varyantları şöyledir:
1. “Kırk” ve “yüz” (yani “kırk yüz”-Radlov’un ileri sürdüğü varyant),
2. “kırk” ve “er”, yani “kırk er (ler) ”-Ahmet Zeki Velidi TOGAN;
3. “kıra” ve “gız”-“siyah saçlı halk”, D. Aytmuratov;
4. “kırgu”-“kırıg” ve bunlara çoğulu bildiren “ız” ekinin eklenmesi, yani “Kızıldar”-“Kızıllar”, K. Petrov;
5. “Kırık” ve “oğuz”, “Kızıl Oğuz”, yani Güney Oğuzlar ve Batı Oğuzlar, N. Baskakov;
6. “Kırgın”-“kırgıt”-“Kırgız”, yani “al yüzlü, diğer bir deyişle genotip olarak açık renk saçlı, mavi gözlü, al yüzlü halk mensupları, Andrey Kononov vd.

Kırgız etnoniminin açıklanmasında şunu da dikkate almak lazım, bazı kardeş Türk halklarının adlarında “gız”, “guz”, “gun”, “gur”, “gar”, “gaz”, “ar”, “aş”, “as” ve diğerleri gibi benzer unsurlar bulunmaktadır (Oğuz, Gagavuz, Kun, Uygur, Onogur, Bulgar, Suvar, Hazar, Kızık, Cooray, Çuvaş, Tölös).

Bu da “Kırgız” etnonimin öz Türkçe kelimeler temelinde ortaya çıkan bir söz olduğu anlamına gelmektedir. Kırgızlar sadece etnik adları ile değil genetik kökenleri itibarıyla da Türk dünyasının parçasıdır. M.Ö. II. yy.’dan başlayarak Proto Türk dünyası beyaz ve sarı ırklar özelliklerini taşıyan halklardan oluşmaya başlamıştı. Eski zamanlarda Kırgızlar beyaz ırka ait özelliklerin baskın olduğu Türk boylarından birisi idi.

Eski Kırgızlar

kırgızistan ile ilgili görsel sonucuKırgız etnik adı ilk defa M.Ö. 201 yılında Hunnuların Şanyüyü (Kağanı) Mode’nin Merkezi ve İç Asya’nın bazı komşu halklarını fethettiği olaylarının anlatıldığı eski Çin vakayinamelerinde geçmektedir. O eski zamanlarda Kırgızlar Hun İmparatorluğun kuzeybatı parçasını oluşturmuşlardır.

Bazı bilim adamları Kırgızların eski vatanları olarak Ene-Say (Ana Çay) (Yenisey) ovasını saymakta, bazıları Kırgızların eski vatanlarının Moğolistan’ın kuzeydoğusunda günümüz Hırgıs-Nur (Kırgız Gölü) bölgesinde olduğunu tahmin etmektedirler. Eski Çin tarihçisi Ban Gu (M.Ö. I. yy.’) “Han Şu”-“Han Hanedanı Tarihi” adlı eserinde şöyle demektedir: “Kırgızlardan 7 bin li kadar doğuda Şanyüylerin (Hunların) karargâhı bulunmaktadır”. Arkeolog Prof. Dr. Y. Hudyakov, Sinolog L.A. Borovkova ve günümüz Kırgız tarihçileri bu bilgilere dayanarak M.Ö. I. yy.’da Kırgızların Doğu Tanrı Dağları (yani günümüz Tanrı Dağlarının olduğu yer) bölgesinde yaşadıklarını savunmaya devam etmekteler. Bu halk günümüzdeki Manas, Kara-Şaar şehirlerinin bulunduğu günümüz Doğu Türkistan’da ve Boro-Horo sıra dağlarının kuzey yamaçlarında yaşamıştır. Eski zamanlardan beri Kırgızlarla komşu yaşayan Türk halkları arasında Hunlar, Usunlar, Dinlinler ve Hint-Avrupa Dillerinde konuşan Doğu Türkistan halkları arasında yer alan Yueçileri, yani Toharları saymak mümkündür.

Çin tarihçisi Sıma Tsian’in (M.Ö. 145-86) “Şi Tzi” (Tarihi Notlar) adlı eserinde belirttiği gibi M.Ö. 201 yılında Hun Hükümdarı Mode Şanyüy (Maodun Şanyüy) kuzeye ve kuzeydoğuya doğru sefere çıkmıştır. Bu sefer sonucunda daha önce bağımsız olan Hanuy, Tsuyşe (Kuyşe), Dinlin, Kırgız ve Sinli boylarını fethetmiş ve devletine dahil etmiştir.

Hunların kurduğu çok etnik gruplu devlette eski Türk halkları arasında kültürel alış veriş süreci yaşanmış, onların dil yakınlığı, gelenek ve örflerin yakınlığı daha da pekişmiştir. Eski Kırgızlar Hunların siyasî yönetim ve askerlik sanatlarını öğrenmiş ve benimsemiştir (Ortaçağlarda Kırgızların orduları Hunların orduları gibi sağ kanat, sol kanat ve orta merkez kanattan (İçkiliklerden) oluşuyordu). Hunların siyasî yönetimi altında oldukları için Kırgız orduları Hunların Çin İmparatorluğu’na ve diğer devletlere karşı yürütülen savaşlara Hunların birlikte katıldılar. Dolayısıyla Kırgız tarihi kahramanlık destanların kökünün Hunlar dönemine uzandığı yönündeki düşüncelerin büyük bir haklılık payı olduğu doğrudur.

Kırgızların İlk Bağımsız Devleti

M.Ö. 56 yılında Hun Devleti’nin siyasî bölünmüşlüğü durumunda ve bu devletteki merkezi yönetimin zayıflaması sonucu Kırgızlar bağımsızlığını elde ediyorlar ve egemenliklerini ilân ediyorlar. Kırgızların merkezî bölgesi Doğu Tanrı Dağlarının kuzeyi ile Boro-Horo sıra dağlarının ve Dzisotin Elisun bozkırların arasında bulunuyordu. Yazılı tarih kaynaklarında işte bu yıldan itibaren Kırgız Devleti’nden bahsediliyor (eski Çin tarihçisi Ban Gu Kırgız Devleti’ni “go” terimi ile, yani “Çarlık” olarak adlandırıyor).

Coğrafî konum itibarıyla Kırgızların bu küçük ülkesi birkaç sene Hunların dikkati dışında kalmış ve Kırgız devlet geleneğinin ilk kaynağı olmuştur. Ancak M.Ö. 49 yılında Kuzey Hunların hükümdarı Çjinçji Şanyüy günümüzdeki Manas şehri yakınlarında bulunan Utszi Devleti’ni fethetmiş, ondan sonra da topraklarına Utczi Devleti’nin batısında bulunan Kırgız Devleti’ni ve onların kuzeyindeki Dinlin ülkesini fethetmiştir. Çjinçji Şanyüy Kırgızların ülkesinde uzun bir süre kalmamış ve Kangüy Devleti ile ittifak kurulduğu için batıya doğru sefere çıkmıştır. Bazı araştırmacılar Kırgız ordularının bazı kısımlarının Çjinçji Şanyüy’ün seferi sırasında M.Ö. 48-42 yıllarında Talas ovasına kadar gittiklerini belirtmektedir.

I-V. YY.’lar Arasında Kırgızlar

M.S. I. bin yılın ilk yarısında Kırgızların yoğunlukla yaşadığı ana bölge Tanrı Dağlarının doğu tarafıdır. Çin kaynakları Kırgızları Yantsinin, yani Kara Şehrin kuzeyinde Ak Dağların yanında yaşayan ve Türk Tele (Töles) boyları konfederasyonunun komşuları olarak tanımlamaktadır. Aynı kaynaklara göre Dinlinlerin bazıları Kırgızların arasında asimile olup eriyip gitmişler ve bazı Hunlar da Kırgızlaşmışlardır. V. yy.’da Kırgızlar Tölesler gibi Kuzey Çin’den gelen Juan-Juanlara, yani Avarlara karşı savaşmışlar, fakat savaşı kaybederek bu devlete boyun eğmek zorunda kalmışlardı.

Çin kaynaklarına göre ana dişi kurt hakkında efsaneler bilinmektedir. Bu efsaneye göre Kırgızların Türk Aşina (Arslan) sülâlesi ile yakınlığını tahmin etmek mümkündür. Bu efsanede Türk halklarından birisi olan Kırgızlar hakkında bilgi vermekte ve tüm bu boyların anasının dişi kurt olduğu anlatılmaktadır. Dişi bozkurt, pars (vagda), geyik Kırgızlarda totemik hayvanlar olarak kabul edilmektedir. Diğer Türk halkları gibi Kırgızlar yukarıdakilerin yanında Tanrıya (Gök Tanrı’nın, yani Tanrısal Göğün sembolüdür) ve eski zamanlardan kaynaklanan doğal olaylara, Venüs yıldızına, Aya, ateşe inanıyorlardı.

M.S. V. yy.’da Aşina boyuna mensup Türkler Hesi koridorundan Altay’a göç ettiğinde Kırgızlar doğu Tanrı Dağlarından (Tien Şan dağlarından) Yenisey’e göç etmişlerdir. Burada onlar Güney Sibirya’da VI. yy. ve XIII. yy.’da Kırgız Kağanlığı’nı kurdular, sonraki dönemde bu kapanlık Merkezî ve İç Asya Türklerinin devletleri içine dahil edilmişti (Büyük Türk Kağanlığı, Doğu Türk Kağanlığı, Uygur Kağanlığı).

Juanların hakimiyetinin zayıfladığı ve onların Aşina boyunun kumandanlığı altındaki birleşik ordu birliklerinin saldırılara maruz kaldığı sıralarda Kırgız devleti bağımsızdı (Çin kaynaklarında “Aşina” bazen kurt bazen de aslan olarak açıklanmaktadır). Şayet aynı Çin kaynaklarında Türk Kağanlığı’nı kuran Bumın Muhan Kağan’ın (553-572 yıllar) oğullarından birisinin Sayan dağlarına doğru sefere çıktığı ve 555 yılında “Kuzey Tsigulara” boyun eğdirdiği anlatılmaktadır.

Bundan kısa bir süre önce 553 yılında Bumın Kağan’ın cenaze törenlerine Bağımsız Kırgız Devleti elçisi de katılmıştı. 568 yılında Büyük Türk Kağanlığı’nın batı kanadı hükümdarı İstemi Kağan’ın Bizans elçisi Zemarh’a “Herhiz” (Kırgız) halkı arasından alınan bir cariyeyi hediye olarak vermiştir. Türk Kağanlığın fiilen ikiye batı ve doğu kanatlarına bölünmesinden, yani 581 yılından itibaren Kırgız Devleti fiilen bağımsız devlet olarak bulunuyordu, sadece belli bir aralıklarda Aşina boyunun topraklarına şeklen giriyor, bazen de Seyanto Teles boyuna (629-646) tabii idi.

632 yılında Çin’in Tan hanedanından gelen İmparatoru Taytszun Van Yihun’u Kırgızların devletine elçi olarak göndermişti. Çin kaynaklarında 643 yılında Kırgız Kağanlığı elçisinin İmparator Taytszun’un huzuruna geldiği ve kendisine ağaç sansarı kürkünü sunduğu bilgiler muhafaza edilmiş, 648, 653 ve 675 yıllarında da Kırgız elçileri gelip gitmişlerdir. 648 yılında Elteber-Hükümdar Işbara (Yenisey Kırgız Kağanlığı Hükümdarı) Tan hanedanı sarayına gelmiş ve törenle karşılanmıştır.

VII. yy.’ın sonu ve VIII. yy.’ın başları Kırgızların bağımsızlık için savaşan ünlü kağanı Bars-bek’in yaşadığı zamanlardır. Onun hayatı ve yaptıkları Orhun Yenisey Runik Yazıtlarında betimlenmiştir. Yenisey Kırgızları VII-XII. yy.’larda kendi millî yazısını Yenisey Runik yazılarını kullanıyorlardı. Büyük İpek Yolu’nun Kırgız kolu Yenisey bölgesinin Çin, Tibet, Tanrı Dağları Türkleri, İslâm dünyası ile irtibata geçmek için çok uygundu ve medeniyetler köprüsü gibi gelişme için katkıda bulunuyordu.

Kırgızistan toprakları ise VI-IX. yy.’larda Batı Türk Kağanlığı, Türgeş Kağanlığı, Karluk Devleti gibi Türk devletlerinin merkezi bölgesi idi.

Uygur Kağanlığı (744-840) ve Kırgızlar. Uygur Kağanı Bayan Çor (Moyun Çur), Ötüken’i fethederek Büyük bir Türk devleti kurmaya başlamıştı. Pars yılında, yani 750 yılında Uygur Kağanlığı yukarı Yenisey yakınlarında (günümüz Tuva’nın tamamında) yaşayan Çik boyuna karşı sefer düzenlemiş ve Kırgızlara dost ve komşu olan bu halkı fethetmiştir. Tavşan yılında (751’de) İrtiş ovalarındaki Karluklar ve bazı Orhun Türkleri Kırgız Kağanlığı ile Uygurlara karşı siyasî ittifak oluşturdular.

Çikler Uygurlara karşı isyan etmeye hazırlanıyorlardı. Fakat Orhun’da Bayan Çor’a dikilen anıttaki bilgilere göre Uygur ordusu Çiklere yardıma acele eden Kırgız kağanının akıncılarını tutsak alarak atlı ordu birliklerine saldırmış, ondan sonra İrtiş nehrine geçerek üç Karluk boyun birleşik ordularını da mağlubiyete uğratmıştır. Bayan Çor düşmanlarının ortak ve uyumlu hareketlerini engellemiş ve Çiklerin başında kendi temsilcisini bırakmıştır. 758 yılında Kırgız kağanlığı Uygur kağanlığına bağlı duruma gelmiştir. Fakat Kırgız kağanı Ordo-Balık karşısında şeklen boyun eğiyordu.

820 yılında Kırgız Aco’su (Aco, devlet başkanının unvanı) kendini bağımsız bir kağan olarak ilân etmiş ve Kırgızlarla Uygurlar arasında yaklaşık 20 yıl süren savaşı başlatmıştır. Çin kaynakları bu olayı şöyle anlatmaktadır: “Uygurlar zayıflamaya başlayınca Aco kendini kağan, Türgeş asıllı annesini Ana Hatun, Gedu Şehu’nun (Karluk Yabgusu) kızı olan eşini de Hatun, yani kağanın eşi olarak ilân etti. Ondan sonra Aco bir dizi başarılı seferler düzenledikten sonra Uygur kağanına yukarıdan şöyle demiştir:

Senin kaderin bitmiştir ve benim ellerimdedir. Yakın zamanda senin altın sarayını alacağım ve önünde benim atlarım bağlı olacak, binanın tepesinde de benim bayrağım dalgalanacaktır. Eğer gücünü sınamak istiyorsan yüz yüze meydan savaşına çık. Eğer çıkamıyorsan her şeyi bırakarak çekip git.” Devlet içindeki siyasî çalkantılar yüzünden zor duruma düştüğünden, ağır geçen kış yüzünden çok sayıda kişilerin ve hayvanların ölmesinden dolayı Uygur kağanlığı karşı koyamamış ve 840 yılında Kırgız Kağanı başkent Ordo-Balık’a 100 binlik ordusu ile girmiş, Çinliler tarafından Uygur kağanına eş olarak gönderilen Prenses Tay He esir alınmış ve Uygur Kağanı’nın öldürülmesi emrini vermiştir. Bazı Uygur aşiret liderleri kendi Kırgız tarafını destekleyerek kağanına karşı isyan etmiştir.

Bilimler Akademisi üyesi V. Barthold bu devri “Büyük Kırgız Devleti” olarak adlandırmış (1927), Prof. Dr. Y.S. Hudyakov ise bu devri “Kırgız tarihinin doruk noktası” olarak değerlendirmiştir.

1900 yılında Gustav Ramsted Hangay Dağlarındaki Sujiyn-Davan Geçidi yakınlarına Runik yazılara benzer yazıları olan bir taş sütun bulmuştur. Bu metinde şöyle yazılmıştır: “Ben Uygur ülkesinden Yaglakar Hanlarını kovdum. Ben Kırgız oğluyum. Ben Boyla Kutlug Yargan. Ben hükümdar Kutlug Baga Tarkan’ın yardımcısıyım. Benim hakkımda rivayetler doğu ve batıya kadar yayılmıştır…” burada İç Asya’da Kırgızların hüküm sürdüğü devirden bahsedilmektedir.

841-847 yılları arasındaki savaş zamanında çelikleşen ve yeniden kurulan Kırgız ordusu Ötüken ve bugünkü Moğolistan’ın bütün topraklarını işgal etmekle sınırlı kalmayıp, doğudan Baykal’a ve Kuzey-Doğu Çin’e, güney taraftan Gansu bölgesine (Hesi geçeneğine kadar), güneybatıdan Doğu Türkistan’a ve Tanrı Dağlarına (Tiyenşan’a), kuzeybatı ve batıdan İrtış ve Tomski nehirleri boyunca uzananan vadilere, Altay Dağlarına kadar bütün istikametlerde savaşarak ulaşmışlardır.
Uygur Kağanlığı’nın yenilgiye uğradığı zaman ve İç Asya’nın bazı bölgeleri ile Orta Asya’nın doğu kenarlarının kısa süreli fethi sürecinde Kırgızların bir kısmı Yenisey’den Tanrı Dağlarına göç etmişlerdir. Şimdiki Doğu Türkistan’daki bir kısım Kırgızlar X. yüzyılda Karahanlı Kağanlığı’nın bünyesine girmişlerdir. Kağanlığın merkezi ilk başta Balasagun şehri idi (şehrin harabeleri Kırgızsitan’ın kuzeyindedir, yeni şehir olan Tokmok’un yanında Burana tarihî şehrinin harabelerinin bulunduğu yerdedir), daha sonra Kaşgar şehri olmuştur. 960 yılında İslâm dini Karahanlı Kağanlığı’nın devlet dini olarak ilân edilmiştir.İktidarın merkezden idare etme sisteminin zayıflamasından, aynı zamanda böyle bir muazzam yeri idare etmek için çok sayıdaki kabile ve bölgesel yöneticilere sahip olma zaruretlerinden dolayı İç Asya’daki Büyük Kırgız Devleti X. yüzyılın ilk çeyreğinde barış yoluyla dağılmıştır ve nispeten birkaç küçük beyliğe ayrılmıştır.

XI. yüzyıl İslâm devleti olan Karahanlıların kültür ve ilim bakmından yükseliş devri olmuştur. “Kutadgu Bilig” (1069-1070) didaktik poeminin yazarı, şair ve filozof Balasagunlu Yusuf ve “Divanu Lügat’it-Türk” (1072-1077) çalışmasının yazarı dilbilimci ve Türkolog Mahmud Kaşgari bu devirde yaşamış ve adı geçen eserleri yazmışlardır. Şair ve devlet adamı Balasagunlu Yusuf Has Hacib Balasagun (şu anda Kuzey Kırgızistan’daki yeni şehir olan Tokmok’un güneybatısında Burana tarihî şehrinin harabelerinin bulunduğu yer) şehrinde doğmuştur.

XIII. yüzyılda Cengiz Han’ın işgalleri devrinde Kırgızlar Kıpçak, Karluk, Uygur ve diğer Türk halkları gibi Moğol istilâlarına yaygın şekilde sürüklenmişlerdir. Bir de Kırgızların yeni grupları Tanrı Dağlarına göç ettirilmişlerdir. XIII. ve XV. yüzyıllar arasındaki süre içinde Kırgızlar yavaş yavaş Tanrı Dağlarının merkezi kısımlarındaki başka Türk-Moğol boylarına benzeyerek asimile olmuşlardır.

Kırgızistan Haydu Devleti’nin bünyesi içine dahil olmuştur (1269-1301). Haydu Han’ın ölümünden sonra onun kurduğu devlet iç ihtilafların kollarına düşmüş ve devlet iktidar savaşı sahnesine dönüşmüştür (XIV. yüzyılın birinci yarısı). Çağatay’ın oğullarından olan Kebek Han’ın hükümdarlığı sırasında devletin merkezi Tanrı Dağları (Tiyenşan) bölgesinden (Tiyenşan’dan) Maveraünnehir’e, yeni şehir Karşı’ya (Nesef şehrinin yanında) nakledilmiştir.

Çağatay’ın oğullarından olan ve 1346-1347 yıllarında hükümdarlık yapan Kazan Han’ı deviren Emir Balha (Kuzey Aftanista’ın) Kazagan Cengiz Han’ın oğullarından birini formalite gereği han ilân ederek, fakat gerçekte onun adına devleti kendisi idare ederek, siyasî idarenin tatbikatına yeni icatlar getirmiştir. Yönetimdeki bu değişiklikler hem Maveraünnehir’de, hem de 1348 yılında Togluk Temir’in han ilân edildiği, fakat onun adına Türkleşmiş Moğolların Duglat boyundan olan hükümdar Puladçı’nın yönettiği Tanrı Dağalarında (Tiyenşan’da) kullanılmıştır.

On sekiz yaşındaki Togluk Temir’in Cengiz Han’ın gerçek oğlu olup olmadığı henüz tespit edilmemiştir. Onun yanında ulus hükümdarlığını bırakan Puladçı yeni Moğolistan Devleti’nin kurulması için resmî koşullar oluşturmuştur. Devletin adının kökü “Moğol” kelimesinden gelmektedir ve bu kelime Tanrı Dağlarındaki (Tiyenşan’daki) halkların Türkleşmiş Moğol hanlarının-Cengizlilerin oğullarının idaresinin altında bulunduklarına işaret etmektedir.

Devletin adı Moğolistan (İrtiş, Barköl, Turfan, Kaşgar, Fergana, Taşkent, Orta Asya’nın doğu kısmıyla birlikte Balkaş gölü, Doğu Türkistan’ın kuzey bölgeleri ve Güney Altay da bu devletin içine girmiştir) aslında sadece meşrut olarak kullanılmıştır. Moğolistan Devleti’ni ayrı ayrı uluslar teşkil etmiş, fakat onların hiç biri kendi komşusunun hakimiyetini kabul etmemiştir. Ulusların başkanları da sadece formalite gereği han peykleri olarak sayılmışlardır.

Moğolistan merkezi yönetimi “Mangalay-Sube” bölgesinden, yani Aksu şehrinin merkezî şehri olduğu “Baş Bölgeden” (Doğu Türkistan) idare edilmiştir. Mangalay-Sube’nin bünyesine Fergana vadisi, Taşkent bölgesi, Oş, At-Başı, Narın bölgeleri, Aksu şehri, Kaşgar, Carkent, Hotan girmiştir. Bu bölge Duglat boyunun önderi Puladçının idaresi altında bulunmuştur. Mangalay-Sube’ye göre doğu tarafta olan, Sır Derya’dan İle’ye kadarki alanı içine alan büyük bir bölge onun öz ağabeyi Kamaraddin’in idaresi altında bulunuyordu. Tanrı Dağlarının (Tiyenşan’ın) doğu bölgeleri ve İle ile İrtış nehirlerinin arasındaki bölgeler üçüncü ulus olan Bulgaçı’nın bünyesinde idiler. Bu ulusta esas iktidar Kırgız boylarının önderlerine ait idi.

Suyurgatmış hanı olarak ilân edilen, fakat gerçekte Maveraünnehir’e kendi iktidarını kuran hükümdar Timur (Timurlan 1370-1405 yıllarında yönetmiştir) Tanrı Dağları (Tiyanşan) ve Doğu Türkistan’daki Moğol-Kırgız devletlerine karşı onları kendine tabi kılmak amacıyla sürekli savaş açmıştır. 1371’de o, Kamaraddin’in ordusunu takip ederek Isık-Göl’e kadar ulaşmış. 1375 yılında Sayram, Talas bölgeleri üzerinden yeni sefer tertip etmiş ve yol üzerinde “Cete” (bu terim “eşkıya” anlamında aşağılayıcı özellik ve “özgür göçebe” anlamında tarafsız özellik taşımıştır.) kabilesinin köyüne katliam düzenleyerek Moğolistan’ın kuzeyinden Doğu Tanrı Dağları’na (Doğu Tiyenşan’a) kadar ulaşmış ve geri dönmüştür.

1377-1379 yılları arasında Moğolistan topraklarına hükümdar Timur’un yeni seferleri gerçekleştirilmiştir. Tanrı Dağlarındaki göçebe halk İle ve Tarbagatay nehirlerinin derelerine kadar göç ederek canlarını kurtarmışlar ve kendilerinin savaş potensiyellerini korumuşlardı. 1388 yılında Tanrı Dağlarının uluslarının önderleri hükümdar Timur’un İran’da bulunmasından yararlanarak Ak Ordu’nun hükümdarı Toktomuş ile birlikte ona karşı siyasî ittifak akdetmiş ve birlikte Maveraünnehir’e hücum etmişler.

Onların bu başarısız seferinden sonra 1389 yılında hükümdar Timur “Cete ülkesine” (Moğolistan’a) karşı büyük istilâsını başlatmıştır. Beş ekibe bölünmüş olan Timur’un ordusu Tanrı Dağlarındaki Kırgızların idare ettiği iki ulus-Engre Törö (Baymurat Çerik’in) ulusu ve Bulgaçı ulusunda sert mukavemet ile karşılaşmışlardır. Seyfeddin Aksıkendi’nin “Mecmuatü’t-Tevarih” adlı tarih kitabında Semerkant’a götürülen Tanrı Dağlı (Tiyanşanlı) Kırgızların tutsak alınması ve kaçarak canlarını kurtaran halkın bir kısmının Altay’a (yeni Moğol Altay’a kadar) çekilmesi gerçekleri efsane şeklinde yansıtılmıştır. Tarihçi Mahmud İbn Vali belirtmektedir ki, Kırgızlar hükümdar Timur’a karşı Şeybanîlerle ittifak içinde olmuşlardır.

Manas” destanının daha sonra dahil edilen konularının birinde Kırgızların Altay’a zorunlu olarak göç ettirilmesi ve daha sonra onların Kırgızistan’daki tarihî vatanları şimdiki Talas’a geri dönmeleri anlatılmaktadır. Herhalde burada Kırgızların Kalmuklarla yaptıkları savaşın tarihi değil, hükümdar Timur’un istilâları devrinde Kırgızların zorunlu olarak Altay’a göç etmesi yansıtılmıştır. Tarihçi Mırza Muhammed Haydar (1499-1551) Farsça yazdığı “Tarih-i Raşidî” adlı kitabında şiddetli şekilde savaşan Kırgızları “Moğolistan’ın vahşî aslanları” olarak adlandırmaktadır.

Timurcuların tarihçi-vakanüvisi Abdür-Rezzak Semerkandi (XV. yüzyıl) bu savaş sırasında emirzade İskender’in Doğu Türkistan’ı istilâ ettiğini ve hükümdar Timur’un haremine Almalık, Hotan, Beşbalık şehirlerinden güzel kızları ve Tanrı Dağlarındaki Kırgız kızlarını gönderdiğini bildirmektedir (1399-1400). Tanrı Dağları uluslarının başkanlarından biri olan Kamaraddin XV. yüzyılın 90’lı yıllarında kendisinin esas askerleriyle birlikte sürülerek İrtış, Altay’a kadar çekilmiştir ve yabancı yerde hayatını kaybetmiştir.

Emir Timur ve onun oğullarının Kuzey ve Merkezi Tanrı Dağlarına yaptığı istilâlarından sonra bu bölgelerde siyasî iktidar Moğol yöneticilerinin elinden Kırgız boylarının önderlerinin eline geçmeye başlamıştır. Moğolların bazı kısımları Kırgızların arasında (“Monoldor” boyu şeklinde oluşarak) asimile olmuştur, geriye kalan Moğol liderleri Ala-Dağ’dan Kaşgar topraklarına kadar olan yerlerinden edilmişlerdi. XV. yüzyılın 80’li yıllarında Kırgızlar Ala-Dağ’da kendi devletilerini teşkil etmişlerdir. Kırgız Hanlığı 1484-1504 yıllarında Ahmet Han’ın (Alaça Han) yönetimi altında bulunmuştur.

Kırgız boylarının önderleri Moğolların “genel hanı” olan Yunus Han’ın (1462-1487 yıllarında) ikinci oğlu Ahmet’i formalite gereği hanlık tahtına oturtmuşlar ve bunun altında kendi hanlıklarını kanunlaştırmayı elde etme amacını izlemişlerdi ve böylece de onun hükümdarlığını başka komşu devletler de tanıyacaklardı. Babasının tahtını miras olarak alan (1504-1508 yıllarında) Ahmet Han’ın oğlu Sultan Halil Sultan o devrin tarihî kaynaklarında “Kırgızların padişahı” olarak anılmaktadır. Bugünkü Ala-Dağ bölgesi kendisinin siyasî adı olan “Kırgızistan”a XV. yüzyıldan itibaren sağlam şekilde sahip olmaya başlamıştır.

XVI. yüzyılın başında Tanrı Dağları (Tiyenşan) bölgesindeki Kırgızlar komşu hanlıklar ile eşit haklı ilişkiler kurmuşlardır. Kırgız kabilelerinin siyasî birliğinin başında Bek (Hükümdar) unvanına sahip olan Muhammed Kırgız bulunmuştur. Onun hakimiyeti altındaki bölge “Kırgız ulusu” olarak adlandırılmıştır. Tarihçi Mırza Muhammed Haydar’ın verdiği malümatlara göre Türkistan, Taşkent ve Sayram’daki Özbek hükümdarlarının Muhammed Kırgızın “istilâ düzenlediği zaman ona karşılık göstermeyi başarabilecek güçleri yoktu”.

Muhammed Kırgız’ın en tehlikeli rakipleri Doğu Türkistan’a bundan az süre önce kovulan Moğollar idi. Moğolistan hanı Sultan Said kabile asılzadelerinden oluşan kendi çevresindeki danışmanlarının iknasına kulak verir ve Kırgız devletini yeniden işgal etmek için hazırlıklarına başlar. 1517 yılında Moğollar Kırgız topraklarına girmişler ve şiddetli bir savaş başlamıştır. Neticede Isık-Göl kıyısındaki Barskan bölgesinde Muhammed Kırgız’ın ordusu hezimete uğrar, kendisi ise esir alınır. Kırgızları kendisine bağımlı şekilde tutmayı isteyen Sultan Said Mhammed Kırgız’ı Kaşgar hapishanesinde beş yıl süreyle tutmuş. Ondan sonra Muhammed Kırgız’ı kendi tarafına çekmek için onu yeniden “Kırgız hükümdarı” olarak tanıyarak hapishaneden çıkartır, kendi oğlu Raşid’in başında bulunduğu saygın insanlarla birlikte onu vatanına gönderir.

Muhammed Kırgız vatanına geri dönüşünün hemen arkasından gizli şekilde Moğollara karşı savaşa hazırlanmaya ve kendisine savaş için onlara katılacak müttefikleri aramaya başlar. 1524 yılında o, Kazak Sultanı Tahir ile bu ittifak üzerine görüşme yapar. Fakat bu gizli görüşmenin içeriğini Sultan Said öğrenerek yeniden Muhammed Kırgız’ı esir alır ve Kaşgar’a götürür. 1533 yılına kadar Muhammed Kırgız Kaşgar hapishanesinde bulunur ve orada hayata veda eder.

Bu olaylar Moğollara karşı Kırgız-Kazak ittifakının kurulmaya başlamasına neden olmuştur. 1523-1524 yıllarında Kırgız ve Kazak askerleri birlikte hareket etmişlerdir. 1526 yılındaki savaş sırasında Kırgızlar Raşid ve Moğolları Kaşgar’a kadar kovmayı başarabilmişlerdir. Said Han’ın yeniden Kırgızistan’da kendi iktidarını kurmaya yönelik yaptığı bütün teşebbüsler Kırgızların faal şekildeki direnciyle karşılaşmıştır.

Moğollar Raşid Han’ın iktidarı zamanında (1533-1559 yıllarında) Kırgızlara karşı istilâ harplerine devam etmişlerdir. 1537 yılındaki seferlerin birinde Kırgızlar Raşid Han’ın oğlu Abdullatif Sultan’ı öldürmüşlerdir. Raşid Han oğlunun ölümünün intikamını almak için istilâ seferleri düzenlemiş, neticesinde Kırgız ve Kazak topraklarında kanlı savaşlar sürmüştür. Raşid Han’ın varisi Abdulkerim Bey (1560-1591 yıllarında) Kırgız topraklarına göz dikmeye son vermiş ve onların egemenliğini tanımak zorunda kalmıştır.

Sibirya Kırgızlarının Küçük Devletleri

XIV. yüzyılda Moğolistan topraklarında tahta sahip olmak için Moğol kabilelerinin önderlerinin arasında iç savaşlar sürüyordu. 1368 yılında Çin’de Yuan Moğol Hanedanlığı dağılmıştır. Bu durumlar XV. yüzyıldan itibaren Sayan Altay’daki kabile önderlerinin birbirinden ayrı olan Moğollara karşı baş kaldırmalarına ve birçok ulusların birleşmesiyle kendi devletlerini kurmaya imkan yaratmıştır. Bu ulus birleşmeleri XVI. yüzyılın sonundaki ve XVIII. yüzyılın başındaki Rus kaynaklarında “Kırgız Ulusu (Devleti)” olarak adlandırılmaktadır. Burada “ulus” kelimesi “halk, devlet” anlamlarını bildirmektedir.

XVII. yüzyılın başında Güney Sibirya’da (şimdiki Hakasya ve onunla sınırdaş bölgeler) dört Kırgız Beyliği yaşamıştır. Onların içinden birincisi olan Isar Beyliği Abakan ırmağının koluna kadar uzayarak Izır-Suh (şimdiki Krasnoyarsk şehrinin Kızıl-Car ili) ırmağı boyunca uzanan vadiye yayılmıştır. İkincisi, Altısar Beyliği Ak-Ulus, Kara-Ulus, Çulım ırmakları boyunca uzanan dere kıyılarında ve Tanrı Göl’ünün kenarında; üçüncüsü, Altır Beyliği Temirçi Ala Too (Kuznetskiy (Demirci) Ala Dağ) sıradağlarının bölgesinde yaşamışlar ve kuzeyden Ak Uus dağı, güneyden Batı Sayan sıradağı, batıdan başlangıcı Abakan vadisi ve Demirci Ala Dağ dağları ile, doğudan Huba ırmağının kolu ile sınırdaş olmuştur.

Dördüncü beylik olan Tuba Beyliği Sıda, Tuba, Oya ırmaklarının dere kıyılarına yayılarak Yenisey nehrinin sağ kıyısında yerleşmiştir. Bu beylikler federatif temelinde önemli etnik gruplardan olan Sibirya Kırgızlarını birleştirmiş ve onların ilişkilerini düzene koymuştur. Bu beyliklere onlarca Türk boyları, aynı zamanda onlara haraç veren ve Türkleşmeye başlayan Ket, Samoyet kabileleri (onların genel adı “Kıştım”, yani “Peykler” idi) tabi idiler. Su samurunun derisi şeklinde ödenen bu vergi türü “alban” olarak adlandırılıyordu. Dört Kırgız Beyliği’nin de hükümdarları Kırgız kabilelerinden gelmekteydi. Kırgız hükümdarları genellikle kendi kurultaylarında bir araya geliyorlardı ve bu kurultaylarda dış politik meseleler ile kuzeybatıdan Rusların ve güneyden Moğolların istilâlarına direnmenin sorunları ortak olarak çözüme kavuşturuluyordu.

Kurultay tek hükümdara bütün Sibirya Kırgız halkı adına hareket etme ve yüksek hakim sıfatında anlaşma akdetme hakkı vermiştir. Özellikle önemli aristrokrat Kırgız kabilelerinden gelenler esas kabileleri idare etmişlerdir, diğer sıradan kabilelerden gelen hükümdarlar ise “Kıştım-Peykler”le yaşayan boyları yönetmişlerdir.

Güney Sibirya’nın Kırgız hükümdarları kendileri de ayrı ayrı periyotlarla Moğol Altın Hanlarına (Altan Hanlar Devleti-Beyliği XVI. yüzyılın sonlarından XVIII. yüzyılın 60’lı yıllarına kadar mevcut olmuştur) haraç veriyorlardı. XVII. yüzyılın başından itibaren Sibirya Kırgızları daha iki düşmanına, güneybatıdan Cungarlara, kuzeybatıdan ise Ruslara ayrı ayrı periotlarla haraç vermeye mecbur olmuşlardır. XVII. yüzyılın başından itibaren Ruslar yavaş yavaş batıdan Isar Beyliği’nin topraklarını işgal etmeye başlamışlardır. 1604’te “Tomskiy zindanı”, 1618’de “Kuznetskiy zindanı”, 1628’de “Krasnoyarskiy zindanı” adları altında Rus sömürgecilik iktidarının harp ihtiyaçlarına göre ayarlanan köyler meydana gelmiştir. Bu meskun yerler yavaş yavaş büyük şehirler ve Rusya’nın merkezî sömürgecilik iktidarının istinat noktaları haline gelmiştir. 1630 yılında Rus sömürgecileri Saha (Yakut) halkına kadar ulaşmışlardır.

Yenisey, Moğolistan ve Doğu Türkistan’da oturmayı sürdüren Kırgız grupları yavaş yavaş başka halkların bünyesine girmişlerdir. Günümüze kadar kendisini Mançurya’da (Çin Meyluntszyan vilâyetinin Fu-yu kazasında) Kırgızların önemli küçük etnik grubu olarak koruyan Yenisey Kırgızlarının sadece bir uzak grubu bilinmektedir. Fu-yu Kırgızlarının kabile adları (Tabhın, Tabandır, Çigdır, Sandırdır, Bıltırdır, Orttır) ve onların dilinin dialektik özellikleri onların şimdiki Hakaslarla olan yakınlığını doğrulamaktadır.

Kırgızların Doğu Türkistan Hükümdarları ile Olan İlişkileri
(XVI. Yüzyılın Sonu-XVII. Yüzyıl)

XVI. yüzyılın sonunda uzun müddet devam eden Moğollar ile Şeybanîlerin ittifakı dağılmıştır. Varislerin arasında taht kavgası alevlenmiş. Bütün bu durumlar Moğolistan’da (Doğu Türkistan’da) yapılmaya başlayan Kırgızların hareketlerinin artmasına elverişli şartlar yaratmıştır. Eğer XVI. yüzyılın sonunda ve XVII. yüzyılın başında Kırgızlar Doğu Türkistan’daki Moğol beyliklerine açık, düz istilâlar tertip etmişlerse de, Sultan Abdullatif’in ölümünden sonra değişik bir yönteme geçmişlerdir.

Artık onlar hanlık tahtının taliplerinin birine müzaheret göstermişler ve bunda zafer elde ederek ona etki gösterme yoluyla hanlık sarayındaki kilit makamlara kendi adamlarını koymaya çalışmışlardır. Sultan Mahmud Han Carkend’e sefer ile gittiği zaman Kırgızların Kuşçu boyunun önderi Sokur Bey kendisinin 7.000 kişilik ordusuyla desteklemiştir. 1638 yılında iktidara gelmiş olan Abdullah Han kendi kardeşleri İbrahim Sultan ve İsmail Sultan’ın Moğolistan topraklarından kovulmasından sonra her zaman Kırgızların yardımına muhtaç olmuştur. O Kırgızların yardımı ile öz oğlu Yulbars Han’ın isyanını bastırmıştır. Gösterdikleri hizmet ve yardımlarının karşılığını han hanlık sarayındaki yüksek görevlerle Kırgızlara cömertçe ödemiştir.

Abdullah Han’ın iki oğlu Yulbars Han ve İsmail Han’ın ortasındaki iktidar kavgası sırasında Kırgızlar kendilerinin önceki siyasetlerini devam ettirmeyi başarabilmişlerdir. Bu dönem içerisinde Doğu Türkistan’daki siyasî oyunlara XVI. yüzyılın ilk yarısında meşhur mutasavvıf Hoca Mahmud-i Azzam tarafından temeli atılan tasavvufun temsilcileri de katılmışlardır. XVII. yüzyılın başında “Kara Türbanlar” veya “Kara Dağlılar” olarak adlandırılan İshakiyye tasavvufunun (Hoca Mahmud-i Azzam’ın küçük oğlu Hoca İshak tarafından temeli atılan) temsilcileri ile “Beyaz Türbanlar” veya “Beyaz Dağlılar” olarak adlandırılan Eşkiya akımının (Hoca Mahmud-i Azzam’ın büyük oğlu tarafından kurulan) temsilcileri ortasındaki iktidar savaşı şiddetlenmiştir.

1670 yılında Koysarı Bey’in önderliğinde Kırgızlar Hocaları ve “Beyaz dağlılar”ı destekleyen Yulbars Han’ı Kargalık bölgesinde yok edici şekilde hezimete uğratmış ve tahta kendi adamlarından olan İsmail Han’ı oturtmuşlar. Koysarı Bey yeniden Kaşgar şehrinin hükümdar-hakimi olur, onun oğlu Küçük Bey ise şehir emniyeti başkanlığı makamına sahip olur. Yerli hükümdarların hükûmet darbesi üzerine Koysarı Bey ve onun yakın adamlarının yok olmasından sonra inisiyatif Kırgızların Kıpçak boyunun eline geçmiştir ve onların ileri gelenleri yüksek görevlere sahip olmaya başlamışlardır.

Kırgızlar ve Cungar (Kalmuk) Hanlığı

XVII. yüzyılda ve XVIII. yüzyılın ortalarında Kırgızlar kendi bağımsızlıkları için Cungar Hanlığını meydana getiren ve Doğu’nun yeni fatihleri olan Oyratlara karşı mücadele etmişlerdir. XVII. yüzyılın 30’lu yıllarında Oyratların Çoros boyunun lideri olan Hara-Hula bütün Oyrat boylarını (Çoros, Hoyt, Derbet, Hoşout.) bir araya getirmeye başlar. Onun oğlu Hoto-Hoçin babasını örnek alarak Oyrat boylarının tamamını bir hanlık altında birleştirir.

O, 1635 yılında Dalay-Lama’dan Erdene Batur Hontaycı unvanını alır ve Cungar Hanlığı’nı kurar. Oyratların içinde kendi iktidarını sağlam şekle getiren Batur Hontaycı Kırgız ve Kazak halklarına karşı seferine başlar. Onun Sibirya Kırgızları ve Tanrı Dağ Kırgızlarına karşı gerçekleştirdiği istilâ seferleri aralıksız olarak devam etmiştir. 1635-1643-1652 yıllarında Batur Hontaycı Kırgız ve Kazaklara karşı üç kez savaş açar. Kırgızistan’ın bazı bölgelerinin tahribata uğramasına rağmen o, burada kendi iktidarını kuramamıştır.

1653 yılında Batur Hontaycı vefat eder. Cungar Hanlığı’ndaki taht için olan iç çekişmelerden yararlanarak 1658 yılında Aştarhanlılar Oyratlara karşı sefer tertip ederler. Başkomutan Abdüşşükür’ün başkanlığında Talas’tan geçmekte olan Aştarhanlıların ordusuna Kırgızlar da katılırlar. Fakat savaş sırasında Abdüşşükür hayatını kaybeder ve başkomutansız kalan ordu geri çekilmeye mecbur olur. 1678 yılında Batur Hontaycı’nın yerine han olan Galdan Boşoktu Doğu Türkistan ve Orta Asya’ya yönelik yeni baskınlar düzenlemeye başlar. 1684 yılında istilâlarına tekrar yeniden başlar.

Oş şehrini yağma ederek Andican’a doğru yönelir. Fakat Kırgız, Kıpçak ve Özbeklerin ortak haraketlerine karşı koymayı başaramayıp, yine geri çekilmek mecburiyetinde kalır. Aynı yılın yaz aylarında o, Sayram şehrini ele geçirir ve bu şehrin halkını esir alır. Onun 1685 yılında Andican’a gerçekleştirdiği seferi en son ve başarısız seferi olmuştur. Henüz Galdan Boşoktu Hontaycı’nın devrinde onun akrabası olan Tsevan Rabdan’ın itibarı artmıştır. Galdan Boşoktu’nun ölümünden sonra 1697 yılında o, Kuzey Kırgızistan’ın bazı bölgelerini hakimiyeti altına almıştır. Narın, Isık-Göl ve Talas bölgelerindeki Kırgız boyları geçici olarak Fergana, Alay, Gissar taraflarına göç etmek zorunda kalmışlardır. Fakat, bize bazı kaynaklardan malum olduğu üzere Isık-Göl’ün kıyısında bu süreç içerisinde de göçmen hayat tarzlarını devam ettiren 5000 civarındaki Kırgız kalmıştır.

Sibirya Kırgızları

XVII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Sibirya Kırgızları Ruslar ile Cungarların istilâlarına maruz kalmışlardır. 1641 yılında Sibirya Kırgızları Yakov Tuhaçevskiy’ın başında olduğu Rus askerî bölüklerine karşı mücadele vermişler ve hezimete uğramışlardır. 1663 yılında Moğol Hanı Locan’ın istilâlarının devam ettiği yıllarda Kırgızlar ağır kayıplar vermişlerdir. 1667 yılında Cungar Hanlığı Kırgız topraklarının büyük kısmını işgal etmişlerdir. Bu zaman içinde Kırgızları birkaç kez Cungarya’da bulunan ve Moğolca okuma yazmaya hakim olan Altısarlı İşey’in oğlu İrenek Bey yönetmiştir. O, kendi hayatının son günlerine kadar Ruslara karşı savaşmıştır. O, 1687 yılında Altay’daki Çuluşman nehrinin doğduğu yerde savaş sırasında oğlu ile birlikte hayatını kaybetmiştir.

İki ateşin ortasına düşen Sibirya Kırgızları 1701 yılında Rusların iki kez tekrarlanan seferinden sonra kendi topraklarının büyük kısmından mahrum kalarak bozgunlara tahammül ederler. 1703 yılında Cungar Hontaycısı (lideri) Tsevan Rabdan Cungarya’ya üç bine yakın Kırgızı götürür, üstelik onların arasında en seçkin siyaset adamları da vardır. Bu olay Sibirya Kırgızlarının siyasî olarak yıkılmalarına ve parçalanmalarına yol açar. Bundan sonra Sibirya Kırgızlarının Güney Sibirya’nın siyasî tarihinde önemli rol oynaması kesilir. Onların kuşakları başka genel etnik adları taşımaya başlarlar (Örneğin, Hakasya’da “Hooray” etnik adı.).

XVIII. yüzyılın 50’li yıllarından itibaren Tanrı Dağlarındaki (Tiyenşan’daki) Kırgızlar Cungarlara karşı ve Doğu Türkistan’ın topraklarında bulunan Kırgızistan sınırları için savaşmışlardır. Bu yıllarda Cungar Hanlığı’nın kendi içerisinde iktidar için iç savaş şiddetlenir, çünkü Tsevan-Dorçi’nin ölümünden sonra onun varisleri kendi aralarında savaşmaya başlarlar. Çin İmparatorluğu bu fırsattan yararlanarak kendilerinin 200.000 kişiden oluşan ordusuyla Cungar Hanlığı’nın topraklarını işgal ederler. 1758 yılında ise Cungar Hanlığı tamamen yıkılır. Sıradan Oyrat halkının büyük kısmı Çin-Mançu İmparatorluğu’nun baskıncı askerleri tarafından öldürülür.

XVIII. yüzyılda Fergana Vadisi ve Hokant
Hanlığı’ndaki Kırgızlar

XVII. yüzyılın sonlarında ve XVIII. yüzyılın başında Kırgızların büyük bir kısmı Fergana Vadisi’ndeki Aksı, Andican, Alay, Gisar, Hacjent bölgelerinde diğer yerli boylarla birlikte yaşıyorlardı. Cungar Hanlığı’nın istilâları Çu, Isık-Göl, Narın, Talas Vadisi’nde yaşayan Kırgız boylarının önemli kısmını Fergana Vadisi’ne göç etmek mecburiyetinde bırakır. Bu olay kendi zamanında Fergana Vadisi’nde Kırgızların çoğalmasına ve onların bu bölgedeki rollerinin artmasına vesile olur.

Kırgızlar komşu Özbek, Kıpçak, Sart ve Taciklerle birlikte Cungar Hanlığı’nın yok edici istilâlarına karşı savaşırlar. Böylece Fergana Vadisi’nde birkaç tane bağımsız beylikler meydana gelir. Hacjent bölgesinde Akboto Bey’in başında olduğu Kırgız beyliği, Namangan ve Andican bölgesinde ise Kırgızlarla Kıpçakların küçük beylikleri oluşur. Özbeklerin Ming boyundan olan Hokant hükümdarı Şahruh Bey kendisinin tek kızını Akboto Bey ile evlendirir ve böylece onunla olan ilişkilerini pekiştirir.

1721-1734 yılları arasında Şahruh Bey’in oğlu Rahimhan’ın hükümdarlığı zamanında sınırları gün geçtikçe genişlemekte olan Hokant Hanlığı’na Fergana Vadisi’nin büyük kısmı tabi olmuştur. Bu süreç içerisinde sağ kanat, sol kanat Kırgızlar ve güneyden İçkilikler (güneydeki Kırgız boyu) Hokant Hanlığı beyliklerinin kuvvetlenmesine ve sınırlarının genişlemesine kendi emeklerini katarak siyasette Hanlığın yöneticileriyle eşit haklara sahip olmuşlardır.

Aksı, Andican, Alay, Leylek bölgelerindeki Kırgızlar Cungar Hanlığı’nın zulmünden kurtularak XVIII. yüzyılın 40’lı yıllarında ayrı ayrı önderlerin yönetimi altına girmişler. Kuşçu boyundan çıkmış olan Kubat Bey “Tarih-i Rahim Han” adlı tarihî eserde “Kırgız Hükümdarı” olarak belirtilmektedir. O, Ur-Töbö hükümdarına karşı çıktığı seferinde Hokant Hanı İrdene ile eşit haklara sahip müttefik olmuştur.

Malum olduğu gibi, Kubat Bey’in dışında Acı Bey, Sadık Bey ve diğer güney Kırgız hükümdarlarının adları da yaygın şekilde bilinmekteydi. Eğer kabile hükümdarları açısından ele alacak olursak Kırgızlar Hokant Hanlığı’nın yürüttüğü siyaseti beğenmemişler, hatta iş askerî çatışmaya kadar varmıştır. 1762 ve 1764 yıllarında Hokant hükümdarı Erdene ile Acı Bey’in ortasındaki karşılıklar bunun en açık örneğidir. Bütün bu olumsuzluklara rağmen Fergana Kırgızları Hokant Hanlığı’nı desteklemişlerdir.

Kırgızların Uluslararası İlişkileri

XVIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Kırgızların uluslararası ilişkileri üç yönde gelişmiştir. Kırgızistan doğuda Doğu Türkistan, Çin İmparatorluğu, batıda ise Rus Çarlığı ve kendilerine komşu olarak yaşayan halklarla farklı seviyelerde ilişkiler kurmuştur. 1754 yılında “Kara Dağlı Hocaların” önderi Yusuf Hoca Doğu Türkistan’ı Cungar Hanlığı’ndan bağımsız ülke olarak ilân eder. Fakat, başında Kubat Bey’in bulunduğu Kırgız ordusu yardıma yetişene kadar Yusuf Hoca hayatını kaybeder ve yerine oğlu Abdullah Hoca geçer.

Onun yürüttüğü siyaseti zayıf bulan Kırgızlar Doğu Türkistan’da bağımsız beylik kuran “Eşkiya” (Beyaz Dağlılar) tasavvufunun başında olan Burhaneddin’in tarafına geçerler. Bu savaşta Kırgız boylarının hükümdarları Kubat Bey, Amir Mırza (Bey), Akim Mırza ve Sopu (Sufi) Mırza önemli rol oynarlar. Fakat Doğu Türkistan’daki Türk halklarının bağımsız beyliklerinin ömrü kısa sürmüştür.

1758 yılında Çin İmparatorluğu Cungar Hanlığı’nı işgal etmiş ve Doğu Türkistan’a girmiştir. Çinliler işgal ettikleri toprakları “Sincan”, yani “Yeni Sınır” olarak yeniden adlandırmışlar. Bu süreçte Kırgız, Kazak, Kıpçak ve Özbek halkları Doğu Türkistan’daki yerli Uygurların kurtuluş hareketlerini desteklemişlerdir.

Çin İmparatorluğu Fergana ve Kırgızistan’ı işgal etmeyi başaramamıştır. Çin İmparatorluğu’na karşı Kırgızların verdikleri mücadeleler bu imparatorluğun Batı’ya doğru ilerlemesine engel olamamıştır. 1814 ve 1816 yıllarında Kırgız Beyi Turdumamat ve Uygur hükümdarı Ziyaüddin’in başkanlığında Kaşgar bölgesinin halkı Çinlilere karşı iki kez ayaklanmıştır. Çin kaynaklarında verilen bilgilere göre bu ayaklanmalara Uygurların dışında Kırgız boylarının hükümdarlarının içinden Camanseyit boyundan Şergazı Bey, Kıpçak boyundan Boke Sıdık Bey, Çonbagış boyundan Baymolot (Baymurat) Bey de katılmışlardır.

1820 yılının Ağustos ayında Kaşgar Kırgızlarının diğer boyları Çin İmparatorluğu’na karşı yeniden isyan çıkartmaya başlamışlardı. Doğu Türkistan üzerindeki Çin baskısına karşı gerçekleştirilen kurtuluş hareketlerinde Kırgızların önemli rol oynadıkları Cihangir Hoca’nın (1783-1826) önderliğindeki ayaklanmada açıkça ortaya çıkmıştır. Cihangir Hoca Sarımsak Hoca’nın oğlu ve mutasavvıf Burhaneddin’in torunudur. 1820 yılının yaz mevsiminde Cihangir Hoca kendi yakın adamlarının eşliğinde Hokant’tan çıkarak Kırgızların Sayak boyunun yaşadığı Ak-Talaa bölgesine gitmiş ve Kırgızların desteği ile Çin yönetimine karşı mücadelesine başlamıştır.

Bu ayaklanmaya cevap olarak Çin hükümdarları Kırgızlara karşı general Bayan-Batu’nun başkanlığındaki tenkil müfrezesini göndermiş. Onlar ilk önce Sayak boyunun hükümdarları Taylak ve Atantay’ın köylerine varmışlardı. Arpa vadisi ile Narın nehrinin arasında bulunan Karoo dağ boğazında önemli meydan savaşı gerçekleşir. Çin müfrezesi Taylak Bahadır’ın başkomutanlık yeteneği ve dağlı Kırgız halkının kahramanlıkları sayesinde tamamıyla mağlup olur.

XVIII. yüzyılın son çeyreğinden itibaren Kırgızlar Rus İmparatorluğu ile diplomatik ilişkiler kurmaya başlarlar. Bunun yanında Rus İmparatorluğu ile Çin İmparatorluğu’na karşı birlikte mücadele etme ve uluslararası ticarette değerli yere sahip olma amacı izlenmiştir. Bu sebepten dolayı 1785 yılında Sarıbagış boyunun idarecilerinden biri olan Atabek Bey’in teşebbüsü üzerine Rusya’ya Kırgız elçileri olarak Abdurahman Kuçakoğlu ve Şergazı gönderilir ve İmparatoriçe I. Katerina’nın huzuruna çıkarak Atabek Bey’in gizli mektubunu takdim ederler ve onunla özel görüşme yaparlar. Fakat Kırgızların bu ilk elçi heyeti geri dönerken yolda Rusya’nın sömürgesi altındaki Sibirya yöneticileri tarafından tutuklanırlar.

Abdurahman Kuçakoğlu oda hapsine mahkum edilir (Çok büyük yanlışlık yapılır, çünkü Rusya ticaret kervanı belirsiz Kazak haydutları tarafından yağma edilir ve onların Kırgız elçilerinin boyundan oldukları zannedilir). 1788 yılında ilk elçi heyetinin kaderlerinden endişe duyan Atabek Bey bir başka elçi Satınbay Abdarmanoğlu’nu yola gönderir ve o Omsk şehrinde kendi babasıyla karşılaşır, onun tutuklanmasının sebepleri hakkında bilgi alarak geri döner. Abdurahman Kuçakoğlu yabancı topraklarda kendisinin onurlu yargısı sırasında hayatını kaybeder. Atake Bey kendi elçisine karşı yapılan böyle davranıştan dolayı Rusya’ya karşı soğur ve bundan sonra Rusya ile diplomatik ilişkiler kurmak için gösterdiği teşebbüsleri bir daha tekrar etmez.

Hokant Hanlığı ve XIX. Yüzyılda Kırgızlar

XIX. yüzyılda Hokant Hanlığı büyük bir devlet haline gelmiştir. Hanlığın siyasî durumunun kuvvetlenmesi ve sınırlarının genişlemesi Alim Han (1800-1809), Ömer Han (1809-1822) ve Madali Han’ın hükümdarlıkları sırasında gerçekleşmiştir. Madali Han’ın hükümdarlığı döneminde Güney Kırgızistan gibi Kuzey Kırgızistan da tamamen işgal edilmişti.

Narın nehrinin sol kıyısında ve Narın bölgesinin yüksek dağlı yaylalarında yaşayan Kırgızlar Andican bölgesinin hükümdarına bağımlı idiler, fakat Kurtka, Toguz-Toro ve Cumgal müstahkem mıntıkalarında bulunan yerli beyler tarafından yönetiliyorlardı. Andican Beyliği’ne Alay ve Özgen bölgelerindeki Kırgızlar da tabi olmuşlardı. Çu ve Talas vadisindeki Kırgızlar Taşkent hakimiyetine (valiliğine) bağımlı idiler, fakat Çolok-Korgon, Oluya-Ata, Ak-Su, Merken, Bişkek ve Tokmok müstahkem mıntıkalarının beyleri tarafından yönetiliyorlardı.

Dağlı bölgelerde yaşayan ve aynı zamanda Kırgızistan’daki ticaret yollarının üzerinde oturan Kırgız kabilelerini etkili denetim altına almak amacıyla Kırgızistan’ın çeşitli önemli stratejik yerlerinde Sarbazların askerî kuvvetlerinin bulunduğu müstahkem mıntıkalar kurulmuştur. Yönetim işinde Hanlık valilerinin sadece resmî anlamları vardı ve Kırgız kabileleri gerçekte Kırgızların kendi boylarının zengin adamlarından çıkan asılzadeleri, başka bir deyişle bey ve ağaları tarafından yönetiliyorlardı. Bu sebepten Kırgızların nispeten küçük bir bağımsızlığı muhafaza edilmişti.

Ming (Bin) sülâlesinden çıkan hanlar Kırgızlarla olan ilişkilerini sağlam şekilde geliştirmek amacı ile onlarla evlilik yoluyla akrabalık ilişkilerine girmeye gayret etmişlerdi. Hokant hakimi Narboto Bey bir Kırgız kızı ile evli idi, onun oğlu Alimhan ise annesinin erkek kardeşleri olan Kırgız Momunbek ile Irıskulbek’i kendi ordusunun komutanları olarak tayin etmiştir. Madali Han’ın hükümdarlığı zamanında Kırgızların temsilcisi Nusup (Yusuf) binbaşılık görevine kadar yükselmiştir. Kırgızların Adigine boyundan Alımbek, Kesek boyundan Seyitbek, Teyeles boyundan Polot, Avaat boyundan Satıbaldı, Talas bölgesinden Acıbek ve diğer itibar sahibi Kırgız beyleri Datka (Paşa) unvanına sahip olmuşlardır. Onlar hanlığın toplumsal ve siyasî hayatında önemli rol oynamışlardır.

Hükümdarlığa Kırgızların gösterdikleri yardımları sayesinde sahip olan Madali Han’ın halefi Şerali Han (1842-1845) küçük yaşından itibaren Çatkal, Aksı ve Talas bölgesinde Kırgızların içinde yaşamıştı. Onun iki eşi de-Sono Ayım (Ayım-soylu hanımlara verilen unvan, Hanım) ve Carkın Ayım Kırgız ulusundan idiler.

Şeralı Han’ın oğulları Kudayar ve Malabek de han olmuşlardır, daha doğrusu Kırgız ve Kıpçakların siyasî gruplarının başa getirdikleri göstermelik hanları olmuşlardır. Kudayar üç kez (1845-1858, 1862-1863, 1865-1875) han olmuştur, Malabek ise bir kez (1858-1862) hanlık görevine gelmiştir. Bu dönemde hanlık içinde Kırgızların etkisi hemen yükselmiştir ve başvizörlük veya hükümdar vekilliği görevini Yusuf binbaşı (1842-1844), Alımbek Datka (1858-1862), Alımkul (1863-1865) ve diğer Kırgız önderleri yapmışlardır.

24 Şubat 1862’de Alımbek Datka, Alımkul Eşik Ağa (Saray kapısından sorumlu olan ağa) ve onlara destek veren Kırgızlar Malabek Han’ı öldürürler ve onun yerine tahta Şerali Han’ın torunlarından biri olan Şahmurad’ı oturturlar. Bu dönemde Alımbek Datka resmî olarak kısa süre baş vezirlik görevini yürütür ve Şahmurad Han’ın adına bütün hanlığı yönetir. Fakat o yıl Alımbek Datka kendi düşmanları tarafından öldürülür. Oş şehrinde onun yerine iktidar dizginini o sırada Alay bölgesini yönetmekte olan eşi Kurmancan Datka kendi eline alır.

O, Kırgız kadınlarının içinden ilk olarak “Datka” unvanına sahip olmuştur (Buhara emirinin elinden alır.). Alımbek Datka’nın ölümünden sonra Malabek Han’ın reşit olmayan oğlu Sultan Seyit, han olarak ilân edilir ve bu dönemde o devrin başka bir meşhur Kırgız siyaset adamı Alımkul hükümdar vekili olur. Hanlık sarayında gerçek iktidar Alımkul’a ait idi. O, Taşkent şehrinin önünde Rus ordusuyla kendi ordusunun meydan savaşı sırasında hayata veda eder.

Güney Kırgız beylerinin tersine Kuzey Kırgızistan kabilelerinin önderlerinin birçok kısmı bağımsız olmak için her zaman Hokant Hanlığı’na karşı mücadele etmişlerdir. Böylece XIX. yüzyılın 40’lı yıllarında Kırgızların Sarıbagış, Bugu, Sayak, Solto, Saruu, Kuşçu, Çerik boylarının temsilcileri Sarıbagış kabilesinin beyi Ormon’u kedilerine han olarak seçerler. Burada belirtmek gerekir ki, bazı kabileler Ormon Han’a sadece şartlı olarak itaat etmişler, faaliyette ise bağımsız şekilde siyaset yapmışlardı. Yüksek derecedeki görevlere atama sırasında Ormon Han’ın gösterdiği akrabalık yaklaşımı diğer Kırgız kabile beylerinin çoğunun hoşuna gitmemiş. Yeniden kurulan Kırgız Hanlığı’nın yönetiminin zirvesinde sadece Sarıbagış boyunun temsilcileri bulunmuştur.

Bahis konusu olan hanlığın hakimiyeti sırasında gerçekleşen en büyük hadise 1846-1847 yılları arasındaki Kırgız-Kazak savaşıdır. Rusya’ya karşı isyan eden ve Yedisu’dan kaçmak zorunda kalan Kazak hanı Kenesarı Kasımoğlu’nun ordusu Kırgız topraklarına girerler ve Kırgız boylarının içinden Çu vadisinde yaşayan Solto, Sarıbagış boylarını yağma ederek zorbalık göstermeye başlarlar.

Onlara karşı savaşmak için bütün kuzey Kırgız boyları birleşirler. Kenesarı’nın ordusunu bozguna uğratma organizasyonunda Ormon Han önemli rol oynamıştır. Kenesarı’nın başkanlığındaki birkaç Kazak kumandanı Kırgızlara esir düşmüş ve idam edilmişler. Ormon Han bu zaferi kendi iktidarını sağlamlaştırmak için kullanmaya çalışmış. Fakat onun bütün Kırgız kabilelerini tamamen birleştirme ve bir birlik altında onları güçlü hale getirme çabaları sonuç vermemiştir

Kenesarı ile yapılan savaştan biraz zaman geçtikten sonra Kırgız boylarının birliği yeniden çatlak vermiştir. Özellikle kabileler arasındaki en büyük ihtilaf Ormon Han ile Bugu boyunun hükümdarı Borombay’ın ortasında çıkan iktidar ve toprakların paylaşımındaki anlaşmazlıklardan dolayı olmuştur. 1854 yılının yaz mevsiminde onların ortasında çıkan çatışmada Ormon Han yaralanarak Bugu boyuna esir düşer ve esareti sırasında hayata veda eder.

Aradan bir sene geçtikten sonra Sarıbagış boyu Ormon Han’ın intikamını almak amacıyla Bugu kabilesine karşı büyük bir baskın düzenler. Bu şartlarda hayatta kalabilmek için Bugu boyunun birkaç temsilcisi Rusya İmparatorluğu’nun yardımına müracaat ederler ve 17 Ocak 1855’te Rusya’nın uyrukluğuna geçerler. Henüz ayaklarının üstünde durmaya fırsat bulamayan Kırgız Hanlığı’nın içinde cereyan eden iç ayrılık (parçalanma) Rusya İmparatorluğu için Kırgız topraklarını fethetme sırasında gayet elverişli koşullar yaratmıştır.

Kuzey Kırgızistan topraklarını ele geçirme plânı gereğince Rusların ilk önce Hokant müstahkem mıntıkasını işgal etmeleri gerekiyordu. 1859 senesinde Rus ordusu Kazakların Ulu Cüz’ü (Büyük Boyu) ile Kuzey Kırgızistan’ın arasındaki sınıra Kasteks hudut karakolunu kurmuşlardı. Aynı yıl Batı Sibirya’nın general-valisi Çu vadisindeki Bişkek müstahkem mıntıkasını işgal etmeye müsade verilmesi için Çar’a rica ile müracaat eder.

1860 senesinin Ağustos ayında Tokmok müstahkem mıntıkası Rus ordusu tarafından işgal edilir. 4 Eylül’de de Bişkek müstahkem mıntıkası düşer. 1862 yılında Çu vadisinde yaşayan Kırgızlardan Baytik Bahadır’ın başkanlığındaki Solto kabilesinin bir kısmı Rus ordusuna destek gösterir, geride kalan kısmı ise Talas Vadisi’ne (Cangaraç Bey’e) göç ederler.

Albay Poltoratskiy’in Merkezi Tanrı Dağlara (Merkezi Tiyenşan’a) düzenlediği askerî-istikşaf seferinin neticesinde 1867’de bu bölgenin Kırgız boyları Rusya yönetiminin altına girerler. Rus istilâcılara karşı çok direnç gösteren Ormon Han’ın oğlu Ümötalı karşı gelmenin faydasız olduğunu anlayarak Ruslara teslim olmak zorunda kalır. Diğer bir isyancı Sayak boyunun başkanı Osmon Taylakoğlu da kendi silâhlarını bırakır. Böylece 1855-1868 yılları arasında geçen sürede Kuzey Kırgızistan’daki Kırgız kabileleri Rusya İmparatorluğu tarafından tamamen işgal edilmiştir.

Hokant Hanlığı’nın Yıkılması

Rusya İmparatorluğu 1865’te Taşkent şehrini işgal ederek burada Türkistan Vilâyeti’ni kurmuştur, fakat 1868 yılında vilâyet Türkistan Genel Valiliği olarak değiştirilmiştir. Genel Vali olarak Hokant Hanlığı’nın bütün yeni topraklarını ele geçirmeye devam eden general K. P. Kaufman tayin edilmiştir. O, 1868 yılında Hacjent şehrini işgal ederek Hokant Hanlığı’nı Rusya İmparatorluğu’nun uydu beyliğine çevirmeye razı olan Kudayar Han ile yeni bir anlaşma yapmıştır.

1873 yılından itibaren Kudayar Han’ın yönetimine karşı halk isyanları çıkmaya başlar. Ayaklanmanın başında Mamır Mergenoğlu adlı bir Kırgız yiğidi bulunmuştur. Onun kuvvetleri Celal-Abad ve Han-Abad şehirlerini işgal etmişlerdi. Kudayar Han’ın tenkil müfrezesi isyancıları çok acımasız şekilde cezalandırmışlar, Mamır Mergenoğlu ise dağlara kaçarak saklanmıştı. Olayın üzerinden bir sene geçtikten sonra Rus askerleri onu Toğuz-Toro dağlarından yakalayarak Lepsinskiy kazasına sürgüne gönderirler. Kudayar Han’ın Rus yönetimi ile yaptığı suç ortaklığı bütün halkın hoşnutsuzluğunu arttırmıştır.

1874 yılından itibaren Boston kabilesinden çıkan Kırgız molla İshak Hasanoğlu ayaklanmanın önderi olmuştur. Onu Pulat Han olarak ilân etmişlerdi (Hokonat hanı Alim Han’ın torununun adıyla). Kısa süre içinde onun etrafında Kırgızlar, Kıpçaklar, Özbekler ve Tacikler bir araya gelmişler ve isyancıların birkaç şehri ele geçirmesi sonucunda Hanlık çökmüştür. 1875 yılında ayaklanmayı bastırmak üzere gönderilen Kudayar Han’ın bazı itibar sahibi kumandanları İsa Oluya, Abdurahman Aptabaçı (testici), Kalnazar ve Sarımsak Eşik Ağa (Saray kapısından sorumlu olan ağa) isyan eden halkın tarafına geçmişlerdir. Kudayar Han Rus İmparatorluğu’nun hakimiyeti altında topraklara kaçmaya mecbur olmuştur.

Pulat Han’ın ayaklanmasının en son aşaması açıkça Rusya aleyhtarı bir şekil almıştır. Sömürgelerdeki ordular istisnai bir sertlik ile halk hareketini bozguna uğratmıştır. 1 Şubat 1876 yılından itibaren Hokant Hanlığı’nın mevcudiyeti resmî olarak durmuştur. 19 Şubat’ta Pulat Han Rus ordusu tarafından Alay Dağlarında tutuklanmış ve 1 Mart 1876’da Margelan’da asılarak idam edilmiştir. O, ölüm cezasını kahramanca karşılamıştır. İshak Molla’nın (Pulat Han) idam edilmesiyle beraber halkın Fergana’daki kurtuluş savaşı ayrıca bir gaddarlık ile bastırılmıştır, fakat dağlı bölgelerde yaşayan Kırgızlar 1876 yılının Ağustos ayına kadar kendi dirençlerine devam etmişlerdir.

Kırgızistan’da Rusya İmparatorluğu’nun Hakimiyeti

Kırgızistan’ın bütün topraklarının işgal edilmesinden sonra Rusya İmparatorluğu buraya kendi yönetim sistemini getirmiştir. Kırgızistan’ın toprakları Türkistan Genel Valiliği’nin Yedi-Su (Semireçye), Sır Derya ve Fergana vilâyetleri arasında payraltırılmıştır. Kırgızlar Yedi-Su ilinin Bişkek, Prjevalskiy kazalarında, Sır Derya ilinin Oluya-Ata kazasında, Fergana ilinin Namangan, Çust, Andican, Oş, Margelan, Çimion, Hokant ve İsfaniy kazalarında yaşamışlardır. 1880 yılının başında Fergana ilinin kazaları birleştirilmiş ve yeni beş kaza içinde (Hokant, Margelan, Namangan, Andican ve Oş) yeniden teşkil edilmiştir.

Böyle idarî taksimat “Böl ve yönet” sömürgecilik prensibine tamamen uygun düşmüştür. Sömürge altındaki yeni ülkelerin yönetilmesi için Rusya İmparatorluğu ayrı bir kanun hazırlamıştır. Böylece Kuzey Kırgızistan 11 Temmuz 1867’de kabul edilen “Vremennaya Polojeniya”nın (Geçici Ahval) esasında 1886’ya kadar yönetilmiştir. Güney Kırgızistan ise 1873 yılında general-vali Kaufmann tarafından hazırlanan “Polojeniya” (Ahval) esasında yönetilmiştir. 1886 yılında sömürge altındaki halkların yönetimi için Türkistan Genel Valiliği tarafından yeni “Polojeniye” (Ahval) hazırlanmıştır. Bölgeler üzerindeki idarî yönetmelik askerî-koloniyal şekil taşımıştır.

Rus İmparatorluğu’nun koloniyal siyaseti ile umutsuzluğa kadar getirilen Fergana Vadisi’nin halkı 1898’de bağımsızlık için kendi mücadelelerine başlamışlardır. Bu mücadeleye Fergana Vadisi’nin Kırgız, Özbek, Tacik ve diğer halkları katılım göstermişlerdir. Ayaklanmanın lideri kırk beş yaşındaki Muhammed Ali Halif Muhammed Sabır Sufiyev (Madali-çıkrıkçı, Madali Şeyh olarak bilinmektedir) olmuştur. 17 Mayıs 1898’de Andican’da Kırgız, Özbek, Sart, Tacik ve Kıpçaklardan oluşan 1500’den fazla insan Rusların askerî garnizonuna saldırı düzenlemişler.

Hemen bu olayın arkasından savaş Fergana Vadisi’nin bütün kazalarına yayılmıştır. Fakat yerli halkın hareketi kuvvet ile darmadağın edilmiştir. Madali Şeyh’in başkanlığındaki ayaklanmanın liderleri asılarak idam edilmiştir, 500’e yakın kişi de Sibirya’ya sürgün edilmiştir. Cezaya çarptırılan kişilerin içinden 257 kişi Kırgız idi. İsyancıların merkezi olan Ming-Töbö köyü (Madali Şeyh’in doğduğu köy) yeryüzünden silinmiştir. Bazı Kırgızlar Sibirya’ya yalan suçlama ile ayaklanmanın katılımcıları olarak sürgün edilmiştir. Onların arasında Ketmen-Töbö vadisinde yaşayan tanınmış ozan Toktogul Satılganoğlu da bulunmuştur. Onu yerli nahiyelerin yalan ihbarı üzerine suçlayarak Sibirya’ya sürgün etmişlerdir, oradan o kendi vatanına ancak yedi sene sonra dönebilmiştir.

Rusya İmparatorluğu’nun sömürgeci siyasetine yönelik en büyük ayaklanma 1916 yılında gerçekleşmiştir. Ayaklanmanın sebepleri olarak millî tahakküm, yerli halkın hayatındaki ağır ekonomik şartlar, onlar için tahsis edilen yayla ve toprakların kısaltılması, hepsinden de önemlisi onların topraklarının sömürgeci yönetim tarafından Rus mülteciler için alınması olmuştur.

Böylece 1916’da Prjevalskiy kazasının nüfusunun %21.1’ini Ruslar oluşturmuştur, fakat sürülüp ekilebilir toprakların genel alanından onların payına %67.3’ü düşmüştür. Bişkek kazasının nüfusunun %38.1’ini Rus halkı oluşturmuştur ve onların elinde sürülüp ekilebilir toprakların %57.3’ü bulunmuştur. Ayaklanmanın başlamasına 25 Haziran 1916’da çıkan Çar’ın kararı neden olmuştur, bu kararı gereğince savaşan Rusya İmparatorluğu’nun askerî ve cephe gerisi hizmeti için Türkistan yurdunun yerli temsilcilerinin içinden 19-43 yaş arası erkeklerin çağırılması gerekiyordu.

Çalkantılar 4 Temmuz 1916’da Hacjent şehrinde başlamış ve kısa süre içerisinde Türkistan bölgesinin hemen hemen bütün topraklarına yayılmıştır. Silâhlı ayaklanmanın Kırgızistan’daki merkezi Bişkek ve Prjevalskiy kazaları olmuştur. Bişkek kazasındaki Kırgızlar 7 Ağustos’ta ayaklanmışlardır. İki gün sonra isyancılara Suusamır, Koçkor, Cumgal ve Narın bölgelerinde yaşayan Kırgızlar da katılmışlardır. 10-12 Ağustos’ta Isık-Göl kıyısındaki köylerde de isyanlar çıkmıştır. Kanlı mücadele 1916 yılının Ağustos ayından Ekim ayına kadar sürmüştür.

Rus tenkil müfrezeleri zayıf silâhlı isyancıların köylerini tamamen yakarak ayrı bir gaddarlıkla onları yenilgiye uğratmışlardır. Kırgızların çoğu için kendi hayatlarını kurtarmaın en son çaresi Çin’e toplu kaçış yolu olmuştur. Bağımsızlık savaşı sırasında ve Çin’e kaçış sırasında toplam Prjevalskiy ve Bişkek kazasının yerli nüfusundan 100.000’e yakın kişi hayatını kaybetmiştir. 15 Ekim 1916’da ayaklanmanın sona ermesinden sonra Türkistan Genel Valiliği’nde Prjevalskiy ve Bişkek kazalarında kalan Kırgızların dağlı ilçelere göç ettirilmesi plânı görüşülmüştür, boşalan yerlerin ise sadece Rus göçmenlerinin ikamet ettikleri yerlere dönüştürülmesine karar verilmiştir.

Bu plân general-vali Kuropatkin tarafından tasvip edilmiş ve pekiştirilmiştir. Sonuçta Kırgızlar ezelden beri onların vatanı olarak bilinen Çu ve Isık Göl vadilerinde yaşama haklarından mahrum kalmak zorunda idiler. Birçok Kırgız mülteci Çin’de hayatını kaybetmiştir. Çin’deki mültecilerin geri kalanları bütün şiddetli ezintiler ve mahrumiyetleri başlarından geçirerek kendi vatanlarına ancak 1917 yılındaki Şubat ihtilalinin neticesinde Rusya Çarlığı rejiminin düşüşünden sonra dönmüşlerdir.