ADANA
Diğer Şehirleri Gör
DUYURULAR

Anasayfa > Türk Coğrafyası > Kazakistan Cumhuriyeti

kazakistan ile ilgili görsel sonucuKazakistan1980’li yılların ikinci yarısı ve 1990’lı yılların başları, bir zamanların süper gücü olan, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) dağılmasına şahitlik etti ve akabinde de Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) kuruldu. Bir binada yaşayan, on beş Sovyet Cumhuriyet “kendi ulusal dairelerine” sahip oldu. Bu dönem zorlu siyasî ve sosyo-ekonomik çalkantılarla geçti. Aynı zamanda bu devletlerin her biri için millî bağımsızlık ve devlet egemenliği sorunları daha da ön plana çıktı. Stalin totalitarizmi zamanında Sovyetler Birliği içerisinde bulunan halkların toplumsal ve milli düşüncesi önemli ölçüde zarar gördü.

1986 yılının Aralık ayı, Kazakistan Cumhuriyeti birinci Cumhurbaşkanı N. A. Nazarbayev’in dediği gibi, Kazakistan’ın bağımsızlık ve egemenliğine kavuşmasının başlangıcı olmuştur. 1986 yılının Aralık olayları Kazak gençlerinin milli bilincinin ne kadar yükseldiğinin kanıtıdır. Bu bilinç, yüzyıllarca halkları tutsak yaşamaya mecbur eden, totaliter sistem karşısında korkuyu yenenlerin ilklerindendi. Bu gençler kendi halkları adına, artık her halka özgü olan milli gurur hissinin ezilmesine izin verilmeyeceğini açıkça ifade etti. Kazak tarihinde dramatik ve önemli dakikalar, saatler ve günler az olmamıştır. Kazak halkının yeni milli tarihindeki dramatik ağırlık taşıyan önemli anların biri de, 1986 Aralığında yaşanan üç gündür. Yeni demokratik düşüncenin ilk filizi, Sovyet sistemi tarafından “kadife” (aşırı) milliyetçilik göstergesi olarak tanımlandı.yesevi ile ilgili görsel sonucu

kazakistan ile ilgili görsel sonucuDaha sonra bana, bütün Kazak halkının üzerindeki bu “aşırı” milliyetçilik damgasının kaldırılması için, bu bulguyu M. S. Gorbaçev’in de içinde bulunduğu bir çok kişiye, defalarca anlatmak, inandırmak düştü. Sonuçta, Komünist partisi Merkez Komitesi Politbürosu kendi kararını iptal etmek zorunda kaldı.

Sovyet hakimiyeti, modası geçmiş erki sınırsız, her yere ulaşabilen, baskıcı emir sistemi yönetimiyle idare edilen, üniter bir devlet haline dönüştü. Bu şartlar altında, cumhuriyetler ve merkez ilişkilerinde yeni esaslar üretecek yeni Birlik anlaşması imzalama mecburiyeti ortaya çıktı. Nisan, 1990’da SSCB Yüksek Kurulu “SSCB Cumhuriyetleri ve Otonom Devletleri Arasındaki Ekonomik İlişkiler Esası” ve “Birlik İçerisindeki Cumhuriyetlerin SSCB’den Ayrılma Sorunun Çözüm Düzeni” kanunlarını kabul etti.

Ancak olaylar hızla gelişiyordu, Baltık cumhuriyetlerinin ardından Gürcistan Cumhuriyeti de, kendi devlet bağımsızlığı ve SSCB’den ayrılma kararlarını aldı. Rusya Sosyalist Federal Sovyet Cumhuriyeti (RSFSR) Yüksek Kurulu’nda, Egemenlik Bildirisi’nin kabul edilmesi de, olayların gelişmesinde büyük etki yaratı.

25 Ekim 1990’da Kazak Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti (KSSC) Yüksek Kurulu, “Kazak SSC’nin Devlet Egemenliği Bildirisi’’ni, kabul etti. Bildiri’de, “Kazak Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti bir egemen devlet olup, diğer egemen cumhuriyetlerle Birliğe kendi iradesi ile katılır ve aralarındaki ilişkileri de anlaşmalar esasına göre düzenler, ayrıca Birlik’ten ayrılma hakkına da sahiptir” denilmekteydi. Egemenlik Bildirileri, diğer SSCB devletlerinde de kabul edilmiştir. Bütün olanlar, yeni bir Birlik anlaşmasının, milletlerarası ilişkiler konusunda ertelenmeyecek kararların hazırlanmasını ve kabul edilmesini talep eden yeni bir durum oluşturdu.

kazakistan ile ilgili görsel sonucuDolayısıyla çok uluslu devletin halkları arasındaki ilkesel ilişkiler esasıyla ilgili iki önemli yaklaşım belirlenmektedir.

Birinci yaklaşıma göre, yenilenmiş Federasyon, Cumhuriyetler ve Birlik arasında yetkilerin paylaşılması üzerine kurulmalıydı. Üyelerin her birinin, kendi egemenlik haklarının bir kısmını merkeze (Birliğe) devretmesi, gerçekte sınırlı egemenlik teorisinden kaynaklanmaktaydı. Ayrıca var olan ortak milli-ekonomi kompleksinin ve tüm dünyada gerçekleşen nesnel entegrasyon sürecinin korunması mecburiyeti de bu fikrin ortaya atılmasına bir gerekçedir.

Konuyla ilgili diğer bir yaklaşım ise, egemenliğin her bir halkın doğal ve ayrılmaz hakkı olduğu görüşüne dayanmaktaydı. Buna göre, egemen bir devlet olan Cumhuriyet, merkeze herhangi bir yetki vermez, üstelik kendisi çeşitli şekil araçları vasıtası ile merkez idaresine direkt olarak katılır. Buna ek olarak Cumhuriyet, kabul etmeyeceği merkez kararlarına engel olabilmek için, Anayasal imkanlarla da donatılmalıdır.

Bu yaklaşım, hayatî önem taşıyan (Birlik içerisindeki) ortak ekonomik yapıların, ulaşım, enerji vb. sistemlerin bütünlüğünü koruma mecburiyetinden kaynaklanmaktaydı. Ayrıca mevcut yaklaşım, ardı ardına gelen demokrasi ilkelerine cevap vermekteydi ve milletlerarası ilişkilerdeki uyuşmazlıkların kaldırılmasına yardım ederek, Birlik, devletin sağlamlılığının esası olabilirdi.

1990-1991 yıllarında, Sovyetler Birliği’nde, SSCB’nin geleceği konusu tartışılırken, Kazakistan, yenilenmiş Federasyon ve cumhuriyetlerin egemenliği prensipleri üzerine, Birliğin korunmasına aktif katkılarda bulunur. N. A. Nazarbayev, konfederatif kuruluşun yapılanması insiyatifini gündeme getirdi. Ancak, ülkede merkezkaç eğilim hakimdi, bu da haşmetli Sovyet Devleti’nin tamamıyla çöküşünü beraberinde getirdi. 8 Aralık 1991’de Belovejsk’de (Beyaz Rusya) Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) kurulması Antlaşması ve bunu takip eden 21 Aralık ek “Protokolünün” (Almatı Bildirisi) imzalanması sonucunda, SSCB bir devlet olarak varlığını feshetmiştir.

kazakistan ile ilgili görsel sonucuBu olay, XX. yy.’ın sonunda gerçekleşen küresel olaylardan biriydi. Yetmiş üç yıl varlığını sürdüren Sovyet devlet sistemi modeli insanlık tarihinde, tarihin vakayinamesinde daima hatırlanma hakkını kazanmıştır. SSCB tarihi hakkında çok yazıldı ve daha da çok yazılacaktır.

Günümüzde bütün Post-Sovyet devletleri için önemli olan konu, Sovyetler Birliği’nin dağılma nedenlerinin araştırılmasıdır, zira gelecek perspektiflerin ve önceliklerin uygulanabilirliği genellikle bu araştırmalara bağlı olacaktır. N. A. Nazarbayev, “XXI. yy.’ın Eşiğinde” adlı eserinde bu sebeplerin açıklamasını yapmaktadır: “SSCB’nin çöküş nedenleriyle ilgili açıklamalar genelde iki kutupsal yaklaşıma dayanmaktadır.

Birincisi SSCB’nin dağılışı, ideolojik ve jeopolitik rakibin dış ve iç güçlerle bilinçli bertaraf edilmesidir. İkinci yaklaşım ise, bu yıllarda yaşanılanların öznel ve nesnel nedenlerine bakmaksızın, dağılmanın kaçınılmaz bir süreç olduğunu açıklamaktadır. Elbette bunlar en uç görüşlerdir, ama bu görüşler, bugünkü Post-Sovyet dünyasında karşılaşılan görüş çeşitlerini karakterize eden, iki siyasî düşünceyi son derece net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu görüşlerin daha ayrıntılı ve kanıta dayalı olanı da, SSCB’nin çöküşünün ilk önce bilgisel/haberleşme ve anlamsal savaş seyrinde Sovyetler Birliği’nin konumunun yavaşça aşındırıldığı sürece dayalı olan araştırmadır.

kazakistan ile ilgili görsel sonucuEkonomi ve devlet iktidarı sisteminin hızlı çöküşü, Kazakistan’da siyasî ve ekonomik hayatın istikrarının düzelmesine hizmet edecek, Cumhurbaşkanı yönetiminin uygulanması ihtiyacını yarattı. 24 Nisan 1990’da Kazakistan Cumhuriyeti Yüksek Kurulu tarafından, Kazak Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti (KSSR) Cumhurbaşkanı makamı kuruldu. Parlamento’nun dönem toplantısında yapılan gizli oylama sonucunda, Cumhurbaşkanlığı görevine N. A. Nazarbayev seçildi. Cumhurbaşkanı’nın, Semey/Semipalatinsk nükleer poligonundaki denemelerin yasaklaması, II. Dünya Savaşı gazileri ve bu statüye uygun görülen vatandaşların sosyal haklarının korunması ve yardım yapılması konusundaki kararları, Kazakistan’daki demokrasi gelişiminin göstergeleri oldu.

Ayrıca, 17-18 Aralık 1986 Almatı olaylarının nihai durumunun değerlendirilmesi için özel komisyon da kuruldu.

1 Aralık 1991’de, Kazakistan Cumhurbaşkanı’nın halk seçimi gerçekleştirildi ve seçim sonucu itibarıyla, 10 Aralık tarihinde N. A. Nazarbayev, Kazakistan’ın Cumhurbaşkanı olarak görevine resmen başlamış oldu. Aynı tarihte alınan bir kararla, Kazakistan SSC’yi adı, Kazakistan Cumhuriyeti olarak değiştirildi.

Kazakistan Yüksek Kurulu’nda kabul edilen ve 16 Aralık 1991’de yürürlüğe giren “Kazakistan Cumhuriyeti’nin Milli Egemenliği” hakkındaki, Anayasa kanununda şu konulara yer verilmekteydi: “Kazakistan Cumhuriyeti bağımsız, demokratik ve hukuk devletidir. Kazakistan Cumhuriyeti kendi milli sınırları içinde tam iktidara sahiptir, iç ve dış siyasetlerini bağımsız olarak tayin eder.” Daha sonra, 1993 yılında bu durum Kazakistan Cumhuriyeti Anayasası’nda pekiştirilmiştir. Kazakistan’ın egemenlik yıllarında, toplum ve hayatın çeşitli yönlerinde ciddî değişiklikler yaşandı. Bunların önemlilerini gözden geçirelim.

Kazakistan Cumhuriyeti’nin egemenliğini kazanmasından sonra, devletin öncelikli amaçları, egemen devletin inşası ve sivil toplumsal kurumların oluşturulması yönünde belirlendi. 25 Aralık 1990’da, Kazakistan SSC’nin egemenlik Bildirisi’nin kabul edilmesi ve Cumhurbaşkanlığı kurumunun kurulması, bu yöndeki önemli bir ilerleme idi.

İlgili resimCumhurbaşkanlığı görevinin yürürlüğe girmesi; gerçek bağımsızlığın oluşumu, egemenliğin korunması, devletin siyasî ve ekonomik krizden çıkarılması konusunda, devlet yönetiminin attığı uygun bir adımdır. İktidar yönetimi kaynaklarının yeniden paylaştırılması Cumhurbaşkanı’nın iktidarının güçlenmesini sağladı ve o dönem siyasî güçlerinin gerçek denge oranını yansıttı. Buna ilaveten, bu Bildiri, Cumhuriyetimize bağımsız, uluslararası ilişkiler öznesi olarak hareket etme, dış siyaseti kendi çıkarlarımıza göre belirleme ve dıştaki ekonomi faaliyetleri sorunlarını kendi irademize göre çözme imkanını sağladı. Mevcut belge, yeni Anayasa kanunlarının hazırlanması ve Cumhuriyet statüsünü egemen bir devlet olarak işleten diğer hukukî yasalarının da esasını oluşturdu.

16 Aralık 1991’de, “Kazakistan Cumhuriyeti Bağımsızlığı” konulu Anayasa kanunu yürürlüğe girdi. Kanun, devletin siyasî ve anayasal gelişmesinde yeni bir safha oldu ve halkın kendi kaderini tayin etme hakkı, hukukun üstünlüğü ve birey özgürlüğü, siyasî istikrar, iktidarın paylaşımı, milletler arası uyumluluk vs. gibi, demokrasinin temel ilkelerini yansıttı. 21 Aralık 1991’de Almatı’da, eski SSCB üyeliğinde bulunan, 11 Bağımsız devlet cumhurbaşkanlarının zirvesi gerçekleşti. Bu vakitten itibaren Kazakistan’da egemen devlet sisteminin dinamik gelişme süreci başlamıştır.

1992 yılı içerisinde, tek vatandaşlık, bağımsız ekonomik sistem, malî-kredi, vergi ve gümrük hizmetlerinin uygulanması ve Kazakistan Cumhuriyeti sembollerinin kararlaştırılması tamamlanmıştır. 4 Haziran 1992’de, devlet bayrağı, arması, İstiklâl Marşı (metni 11 Aralık’ta kabul edilmiştir) onaylandı. 24 Ocak 1996 yılında da “Kazakistan Cumhuriyeti’nin Ulusal Sembolleri HakkındakiKazakistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı kararnamesiyle, devlet sembollerinin kullanım anlamı, özlü parametreleri belirlendi.

Devlet arması üç ana sembolden oluşmaktadır. Armanın ortasında yerleşen, şanrak-çadırın yukarı kısmı, ana ocağının sembolünü temsil eder ve iki tarafında görüntülenen efsanevi tulparlar-atlar, ise manevî zenginlik, hayatî dayanıklılık ve çok uluslu Kazakistan halkının birliğini simgeler.

Armanın yukarı kısmında simgelenen yıldız da geleceğe giden yoldur. Ayrıca eski zamanlarda Kazakistan topraklarını mekan edinen kabilelerin armalarında da şanrak, tulparlar ve efsanevi yıldızlara rastlanmaktadır. Kazakistan millî bayrağının rengi ise açık mavidir. Bu da Türk dilindeki “kök” kelimesine uygundur. VII. yy.’da Türk kabileleri Altaylar’an Karadeniz’e kadar “bakî gökyüzüne” -Tengiriye/Tanrıya- tapmışlardır.

kazakistan ile ilgili görsel sonucuBayrağın sol kenarındaki “koşkar müyüz” (koç boynuzu) adlı nakşa da bazı eski bayraklarda rastlamak mümkündür. Bayrağın merkez kısmındaki sarı ışınlı güneş ise, Heraldik kanununa göre zenginlik ve bolluk işaretini simgelemektedir. İnsanlar bir zamanlar en büyük yıldıza, Güneşe tapmaktaydılar. Güneş göçebe Kazaklar için bir pusula ve bir saat olmuştur.

Dolayısıyla Güneş, doğuş ve batışın, dirilme, canlanma ve sönmenin, yaşam ve ölümün simgesidir. Bayrakta bir de güneş altında güçlü, cesur ve usta kuş, berkut/bürküt (altın kartal) yerleştirilmiştir. Berkut/bürküt yani kartal simgesine de eski mühür ve paralarda rastlamak mümkündür. Berkut/bürküt ise yücelik, irade, özgürlük, namus, bağımsızlık, yüksek düşünce ve Kazakistan halkının amaçlarını simgelemektedir.

1993 yılında bağımsız Kazakistan tarafından birinci Anayasası’nın kabul edilmesi Kazakistan Devleti’nin demokratik oluşumunda belirli bir safha oluşturdu. Ancak, mevcut belge, iktidar dalları arasındaki uyuşmazlığın çözümü konusunda işlemsel mekanizmayı içermemekteydi ve bu da daha sonraki Kazakistan Cumhuriyeti’nin siyasi-anayasal gelişmesine direkt yansıdı. Oluşmuş durumdan dolayı, iki meclisli Parlamento’nun kurulması ve bu süreçte de Cumhurbaşkanı rolünün yasallığı konusu ortaya çıktı.

1995’te kabul edilen yeni Anayasa, devlet yönetme organizasyonunu, mülkiyet, vatandaşların özgürlüğü ve haklarını, zaman taleplerini göz önünde bulundurarak yeniden belirledi. Mevcut Anayasa Cumhurbaşkanı statüsünü önemli ölçüde yükseltti ve Kazakistan Cumhuriyeti’nde Cumhurbaşkanı yönetim sisteminin tayininin anayasal durumunu pekiştirdi. Cumhurbaşkanı’na, bütün devlet iktidarı dallarında halk karşısındaki sorumluluklarının dengeli şekilde işlenmesini sağlama imkanını oluşturdu ve Cumhurbaşkanı’na Anayasa hakemi yetkisini tanıdı.

İki meclisli Parlamento fikri tartışma konusu olup, 1995 Anayasası’na yansıdı. Yürürlükteki Kazakistan Anayasası, toplumumuzun önemli başarılarından birisi olup, özellikle reform döneminde istikrar sağlayıcı, bir faktör olarak hizmet etti. Anayasa esasına göre, 9 Aralık 1995 yılında Kazakistan Cumhuriyeti tarihinde, birinci iki meclisli Parlamento seçimleri yapıldı. Böylece, Senato ve Meclis belirlendi.

Kazakistan’daki siyasî reform sürecinin yoğunlaştırılması, seçim yasasının yeniden düzenlenmesine neden oldu. Kazakistan Cumhurbaşkanı’nın 9 Ocak 1999’da yapılan seçim kampanyası, ilk defa alternatifli seçenek esasına göre yapıldı. 10 Ocak 1999’da gerçekleştirilmiş olan seçim sonuçları itibarıyla, N. A. Nazarbayev %81.75 oranla seçmen oylarını kazandı. Cumhurbaşkanı seçiminin en önemli neticelerinin biri de, seçmen desteğinin yasal siyasi iktidarın esas etkeni olmasıydı. Siyasî düzenlemelerin uygulanması, genç egemen devletin gelişmesi nin, demokrasi sürecinin derinleşmesinin ve çok uluslu devletin pekişmesinin esasını oluşturdu.

Kazakistan’daki sosyo-ekonomik ve siyasî restorasyon şartlarında, devlet yönetim sistemini yeniden yapılandırma konusu, önemli sorunlar arasında yer almaktaydı. Ülkede, demokratik, modern, hukukî ve sosyal yöndeki devlet stratejisini geliştirmede yardımcı olacak ekonomik özendirici ve hukuk düzenleyici yönetim mekanizması hazırladı.

Ülkedeki sivil toplum örgütlerinin oluşmasının önemi belirtilerinden biri de, çok partililik kurumunun oluşturulmasıydı. Siyasi parti ve hareketlerin gelişmesi, toplumun siyasi sisteminin etkileyiciliğinin kanıtıdır.

Üstelik devletin demokratik tabiatının, vatandaşlarının siyasi haklarının sağlamlaşmasının önemli etkeni olmaktadır. Günümüzde Kazakistan’da 17 resmi parti faaliyet göstermektedir. Partilerin tümü demokratik partiler şeklinde olup, varlıklarını Anayasal çerçevede devam ettirmektedirler. Kazakistan’da iktidar ve muhalefet partisi şeklindeki geleneksel iki partili sistem kurulmamıştır. Parti çeşitliliği sosyal-demokrat kısımla sınırlıdır. Sağ liberal kesim yoktur. Bunun yanı sıra gelecekte yeni partilerin kurulması da olanaksız değildir. Gelecekte yeni partilerin kurulması, Kazakistan’ın çok partili sisteminin gelişmesinde yeni bir safha olacaktır.

Genel olarak Kazakistan toplumunun demokratikleşme dönemi, Kazakistan’ın bağımsızlığa kavuşmasından sonra başlamıştır. 1990’lı yılların başlarında demokrasiye geçiş süreci zor şartlar altında başladı. Ülke sistemli bir sosyo-ekonomik kriz yaşamaktaydı. Sanayi sektöründeki düşüş, büyük enflasyon, nüfusun yaşam seviyesinin ani kötüleşmesi, krizlerin neticesinde meydana gelmiştir. Demokratik kuruluşların işlemesi konusunda, tarihî olarak oluşmuş, demokrasi geleneği ve tecrübesi yok idi. SSCB’nin çöküşü esasında, hemen hemen birlik cumhuriyetlerinin her birinde, etnik grupların siyasîleşme süreci hızlandı ve milletlerarası ilişkilere bir şiddet boyutu eklendi.

Bu etkenlerden dolayı, Kazakistan’daki siyasi reformlar süreci aşamalı olarak gerçekleşti. Kazakistan Cumhuriyeti’nin bağımsızlığa kavuşma anından itibaren, siyasi sistemin dönüşüm süreci, bir birini izleyen safhalardan geçti. Siyaset bilimciler, belirli şartlılık payına göre, bu süreci aşağıdaki safhalara ayırmaktadır:

Birinci safhadaki (1990-1993) esas değişmeler, yürürlükteki siyasi sistemin dağılmasına yönelik oldu. Bu dönemde Sovyetparti sistemi yönetimi tamamen çözüldü, tek partinin siyasi monopolü ortadan kaldırıldı, çok partili sistem yerleştirildi. Vatandaşların hak ve özgürlükleri belirli ölçüde genişledi. Söz konusu olan dönemde, ülkede Parlamento-Cumhurbaşkanı şeklindeki yönetim sisteminin oluşumu gerçekleşti.

İkinci safhada (1993-1995) ise, ülkenin siyasi, ekonomik, sosyo-kültürel, psikolojik, jeopolitik, elit ve milli özelliklerini dikkate alan, Kazakistan’a özgü bir siyasi sistem modelinin arayış süreci devam etti. Bu dönemde ülkede, iktidar paylaşım prensibi yasayla pekiştirildi. Ayrıca, yasama, yürütme ve yargı organları, devlet iktidarının bağımsız dalları olarak belirlendi. İlk defa ülkenin Yüksek Kurulu’nda alternatif seçimler gerçekleştirildi, iktidarı temsil eden yeni yerel organlar kuruldu.

Üçüncü safhada (1995-1998), Kazakistan’ın siyasi sisteminin gelişmesi Başkanlık yönetim biçimine geçmesini yasal olarak pekiştiren, 1995 yılının Anayasa referandumunda kabul edilen kanunlarla belirlenmeye başladı. Ülkede profesyonel iki meclisli Parlamento ve siyasi sistemin diğer esasları oluşturuldu.

Gelişmenin (1998 Eylülü’nden itibaren) dördüncü safhası da, ülkenin siyasi sistemindeki demokrasi unsurlarının artırılmasıyla nitelendirilir. Bu dönem, Kazakistan Cumhurbaşkanı’nın, Kazakistan halkına hitap edilen mektubunun, yani mesajının yayınlanması ve 1998 yılının sonbaharında Anayasada değişiklikler yapan seçim yasasını değiştiren ve Parlamento yetkilerini genişleten başka kanun hükmünde kararnamelerin kabul edilmesiylede başlamıştır. Üstelik aynı dönemde seçim reformu da yapılmıştır.

Oluşan bu siyasi değişim sürecinde, elde edilen başarıların yanı sıra bir dizi sorunlu anlar da yaşanmaktaydı. Özellikle, iktidar dallarının iş birliği mekanizmasının bundan sonra da geliştirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Kazakistan’ın siyasi partileri hâlâ zayıftır. Partilerin büyük çoğunluğunun nüfusun belirli kısmına yönelik net bir programları bulunmamaktadır. Ayrıca, ülkede, hükûmet dışı örgütlerin bundan sonraki gelişmesini sağlayacak ve faaliyetlerini yönlendirecek, toplum hayatında rollerini artıracak özel bir kanun da yoktur. Bazı özel Medya faaliyetlerinde, özellikle bölgesel seviyedeki Medya’da uzmanlık düzeyi yetersiz kalmaktadır. Ancak, tüm bu sorunlar geçici niteliktedir ve zamanla ortadan kaldırılacaktır.

Kazakistan’da birbirini takip eden siyasi reformlar sonucunda, kendine özgü bir demokratik sistem oluşturuldu. Devlet yapısının esasında, ortak devlet iktidarının, yasama, yürütme ve yargı dalında ayrılma ilkesi tasdik edildi. Üstelik, devlet başkanı ve temsili organlarının, genel seçim uygulamasına geçişi gerçekleştirildi. Çok partili sistemin oluşmasına başlangıç teşkil eden siyasi çeşitlilik, kanunen kabul edilmiştir. Devlet ve devlet dışı medya kuruluşları oluşturuldu. Bunlar halen faaliyet göstermektedirler. Ayrıca, devlet dışı örgütlerin oluşturulması süreci de başlamıştır.

Ülkemizde, nüfusun tüm etnik gruplarının eşitliği kanunen kabul edilmiştir ve pratikte de uygulanmaktadır. Günümüzde, Kazakistan Cumhuriyeti’nin devlet sisteminin onaylanması bir egemen devletin gerçekliğidir. Bunun kanıtı ise, Anayasanın varlığı, Cumhurbaşkanlığı kurumu, Parlamento, hükûmet, Anayasa Mahkemesi, yargı sistemi, emniyet organları, çeşitli şekildeki kanunların varlığıdır.

Bağımsızlık yıllarında Kazakistan, hukuk devleti ve sivil toplumun oluşturulmasında belirli ölçüde başarılar elde etti. Kısa bir süre içerisinde komünist partinin tek parti diktatörlüğünden, çok partili hayata ve çoğulculuğa geçiş sağlandı. Gerçek demokrasinin göstergesi ise, halkın hak ve özgürlüğünün sağlanması, bağımsız medya kuruluşlarının gelişmesi, sivil toplum kuruluşlarının oluşturulmasıdır.

Paylaş

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Yorum Yap

Türkçü Düşünce | ©2005

Bu sayfalarda yapılan paylaşımlar 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na %100 uygun olarak yayınlanmaktadır. Hiç bir şekilde haber niteliği taşımamakta olup tamamen bilgi amaçlıdır.
TELİF VE KULLANIM HAKKI 1. HAK SAHİBİ OLAN YÜCE TÜRK MİLLETİNE AİTTİR.